Haydar GEÇİLMEZ

İnsanlık tarihinin geçmiş süreçlerinin ortaya çıkardığı, sınıflı uygarlıksal gelişmenin insanlığa verdikleri yanında aldıklarının da bulunduğu ve bu sürecin ilişkilerinin doğada büyük tahribatlar yarattığı şeklindedir. Gelinen aşamada toplumsal varoluşun, Murray Boockhin'in deyimiyle ikinci doğanın yaklaşımında bir düzelme olmaz ise, doğa ile beraber insanlığın da geleceği tehlikededir. İnsanın doğaya müdahalesi ne engellenebilir, ne de engellemek için bir çaba içine girilmelidir. Yapılması gereken bu müdahalenin yeni, demokratik ölçülere uygun bir ussal yaklaşım ile yapılmasıdır.
Bilimsel-teknik gelişmeler, insanın doğanın merakı olmasının bir devamıdır ve insanın merakının, özünde ise doğanın kendi kendisini tanıma merakının bir ürünüdür. Bu nedenle bilimin neden geliştiği, daha gelişip gelişmeyeceği değil, bugüne kadar nasıl kullanıldığı ve bundan sonra nasıl kullanılacağı tartışılmalıdır. Örneğin ABD'nin uzay teknolojisinde en ileri bir güç olduğu bilinmektedir. Yine bu ABD şimdilerde ilerde dünyaya çarpma tehlikesi olan bir kuyruklu yıldızı havada patlatmak için hazırlıklar yapmaktadır. Bu kuyruklu yıldızın güneş sistemi içindeki oluşum sürecinin sonucu olarak ortaya çıktığı ve beraberinde bir dengeyi de oluşturduğu hesaba katılmadan ortadan kaldırılması ne sonuçlar getirir bilinmemektedir. Ya da bu sonuçlar hesaplansa bile gözetilen sadece ABD'nin emperyal çıkarları olursa, bundan zarar gören insanlık olacaktır. Nitekim şimdilerde kimse Somali ve Mozambik başta olmak üzere pek çok Afrika ülkesinde yaşanan açlığın temel nedeninin Portekiz, Hollanda, İspanya ve İngiltere gibi sömürgeci devletlerin hâkimiyetleri altında ormanların hesapsızca ve kendi geçici çıkarlarına uygun olarak yok edilmesinin sonucu olduğunu söylemiyor. Buna uygun olarak bu ülkelerin sorumluluklarını gündemleştirmiyor. Yarın aynı şey ABD'nin uygulamalarının sonucu olarak katledilen milyonlarca Ortadoğu insanı, tahrip edilen doğası için de geçerli olacaktır. Bu nedenle geleceğe yönelik mücadelede çok yönlü planlama ve mücadele gerekliliği yakıcıdır.
İnsanlığın geleceği için doğal varoluşun sürdürülebilmesi, bunun için de ekolojik bunalımın sonuçlarının giderilmesi, en azından bunalımın derinleşmesinin önüne geçilmesi ve hafifletilmesi için doğrultu tayini önemlidir. Önderliğimiz, ekolojik-demokratik toplum kuruculuğu olarak belirlemiştir.
Demokratik-ekolojik toplum kuruluşu demokratik, cinsiyet özgürlüğü ve ekolojik devrim olmak üzere üç ayak üzerinde gelişecektir. Özü çağcıl ölçülerde demokratikleşmedir. Gerisi ise buna uygun gelişecektir.
"Demokrasi kavramının toplumsal içeriğinde sınıf, cinsiyet, etnik, dinsel, entelektüel, mesleki vb. ayrımlar yapılmaz. Yine bireysel ve grupsal katılım olabilir. Demokratlık için birey yurttaşlığı esas alınamayacağı gibi, grupsal tabanların yer alması da engellenemez. Bireysel ve grupsal güç avantaj teşkil etmez. Bireylerin birbirine karşı olduğu gibi, grupların da benzer güç ideaları anlamlı değildir. Esas gözetilecek ilke, kamusal yararlılık ile –toplumun her konuda genel ortak çıkarı– bireysel inisiyatifin birbirine karşı engelleyici konumda olmamasıdır. Özünde bireyselliğin beslediği komünal özellikle, gücünü toplumun komünal değerlerinden alan dengeli, inisiyatifli, yaratıcı bireyi oluşturmak hedeftir.
Toplumsal sorunları -başta barış olmak üzere- çözmede en etkili aracın demokrasi olduğu tartışmasızdır. Gücünü çok zorunlu meşru savunmalar dışında savaştan değil ikna kabiliyetinden alır.
Halklar zengin kültürel geleneklerini en iyi demokrasilerde yaşamsallaştırabilirler.
Demokrasilerin ekonomik katkısı küçümsenemez. Toplumda demokrasi sistemi yürüyorsa, ekonomik değerlerin ne tekelci yönetimi ve talanı, ne de bireylerin verimsizliğine terki geçerli olabilir. Demokratik-ekolojik toplumun ekonomik gelişme perspektifi değişim değerine yönelik üretim yerine kullanım değerini esas alan üretimi geliştirmek ve bunun kültürünü, öz yeterliliği esas alan tüketim etik ve ahlakını oluşturmaktır.
Demokratik-ekolojik toplum mücadelesinde gençlik kategorisine özgün yaklaşmak gerekir. Gençliğin eğitimi büyük çaba ve sabır isteyen bir iştir. Bunun karşılığında dinamizmi ile destanlar yazabilecek ataklığa sahiptir. Demokratik gençlik hareketinde demokratik nitelikler kazanmış kadrolar öncülüğünde gelişecek bir hamle, genel demokratik toplum mücadelesinde başarının güvencesidir.
Demokratik-ekolojik toplum kuruculuğunda temel rol oynayabilecek toplumsal kategori kadındır. Kadının doğası itibariyle toplumsallıktan öte biyolojik cins olarak daha merkezi öğe olduğunu, biyoloji bilimi her geçen gün artan kanıtlarla desteklemektedir. Bu fiziksel oluşumun doğal sonucu kadındaki duygusal zekânın daha güçlü olmasıdır. Duygusal zekâ yaşamdan kopmayan zekâdır. Empati ve sempatiyi güçlü taşıyan zekâdır. Kadında analitik zekâ geliştiğinde bile güçlü duygusal zekâsından dolayı daha dengeli, yaşamla bağlantılı ve tahripkâr olmaktan uzak durmaya daha yeteneklidir. Kadının ekonomik, sosyal eşitlik sorunları da öncelikle politik iktidarın çözümlenmesiyle, demokratikleşmede başarıyla cevap bulabilir. Kadına yaklaşımı bir kültürel devrim gibi ele almak en doğrusudur. Kadın üzerindeki mülkiyet ve iktidar ilişkisi yıkılmadan, özgür kadın-erkek ilişkisi gerçekleştirilemez.
Sosyal alanda özgürlük açısından en önemli sorun aile ve evlilik gerçeğidir. Aileyi üst toplumun -iktidar toplumu- halk içindeki yansıması, ajan kurumu olarak görmek gerekir. Erkek toplumdaki iktidarın aile içindeki temsilcisi, yoğunlaşmış ifadesidir.
Toplumsal sistem krizi ile birlikte gittikçe derinleşen ekolojik krizin kökenlerini uygarlığın başlangıcında aramak en gerçekçi yoldur. Toplum içinde tahakkümden kaynaklanan insana yabancılaşma geliştikçe, doğayla yabancılaşmayı da beraberinde getirdiği, ikisinin bir iç içeliği yaşadıkları bilinmelidir. Toplum özünde ekolojik bir olgudur.
Rönesans özünde doğayla kopan zihniyet bağının yeniden kurulması çabasıdır.
Demokratik-ekolojik toplum sisteminde bilim ve tekniğin oynayacağı rol ekolojiktir. Ekolojinin kendisi de bir bilimdir. Felsefe de insanı 'kendi farkına varan doğa' olarak tanımlar. İnsan özünde en gelişmiş doğa parçasıdır.
Doğal çevreyle bütünlük sadece ekonomik, sosyal içerikli değildir. Felsefi olarak da doğa, kavranması vazgeçilmez bir tutkudur. Aslında bu karşılıklıdır. Doğa insanlaşarak büyük merakını, yaratım gücünü kanıtlarken, insan da doğayı kavrayarak kendi farkına varmaktadır.
Doğayla bütünleştirmeyen hiçbir toplum sisteminin rasyonelliği, ahlakiliği savunulamaz. Doğal çevreyle en çok çeliştiren sistemin rasyonelite ve ahlaki olarak da aşılması bu nedenledir. Kapitalist toplum sisteminin yaşadığı kaosla çevre felaketi arasındaki ilişki diyalektiktir. Ancak sistemden çıkış doğayla olan köklü çelişkileri aştırabilir. Yalnız başına çevrecilik hareketleriyle çözümleyici olunamayacağı çelişkinin karakterinden ileri gelmektedir. Diğer yandan ekolojik bir toplum ahlaki dönüşüm de gerektirir. Kapitalizmin anti-ahlakiliği ancak ekolojik yaklaşımla aşılabilir. Ahlak-vicdan ilişkisi empatik ve sempatik bir ruhsallığı gerektirir. Bu ise yetkin bir ekolojik donanımla anlam bulduğunda değer taşır. Ekoloji doğayla dostluktur, doğal dine inanıştır. Bu yönüyle doğal organik toplumla yeniden ve uyanmış bilinçle bütünleşmeyi ifade eder.
Ekolojik bilinçten yoksun bir toplumsal bilinçlilik, çözülmek ve yozlaşmaktan kurtulamaz. Ekolojik bilinç temel ideolojik bir bilinçtir. Felsefeyle ahlakın sınırları arasındaki köprü gibidir. Çağdaş krizden kurtarıcı politika ancak ekolojik olduğunda doğru bir toplumsal sistemliliğe götürebilir. Kadın özgürlük probleminde olduğu gibi, ekolojik sorunların çözümünde de bu denli gecikmiş ve yanlışlıklarla dolu yaşamın altında ataerkil-devletçi iktidar anlayışının temel bir rolü vardır. Ekolojiyi ve feminizmi geliştirdikçe, ataerkil-devletçi sistemin tüm dengeleri bozulmaktadır. Gerçek bir demokrasi ve sosyalizm mücadelesi ancak kadın özgürlüğü ve çevrenin kurtuluşu amaçlandığında bütünlük kazanabilir.
Halkların temel sloganları özgür ulus ve vatan, demokrasinin en kapsamlı uygulanmasından geçen sosyalizm -yani hukuki olmayan, eşitsizlerin eşitliğine dayanan bir eşitlik anlayışı-, dinsel inançlara özgürlük ve devlet olmayan demokratik kongreler olarak sıralanabilir.
Demokratik örgütlenmenin temel biçimleri olarak en üst düzeyde bir kongreyle, tabanda yerel komünler, kooperatifler, sivil toplum örgütleri, insan hakları ve belediye örgütlenmeleri başta gelenler olarak sıralanabilir. Halk kongrelerini ne devlete alternatif ne de devletin bir kuruluşu gibi görmek gerekir. Yine ağır ulusal sorunların yaşandığı ülkelerde kongre modelleri tampon araçlar olarak hayatiyet kazanabilir. Örgüt çokluğu kadar örgüt içi demokrasi de en az genel demokratik kriterler kadar vazgeçilmezdir. Genel Halk Kongreleri özgünlüğü olan, her halkın temel sorunlarına çözüm için vazgeçilmez bir örgütlenme modelidir. Halk kongreleri olmadan halk demokrasilerinden bahsedilemez.
Partiler temel siyasal örgütler olarak demokrasilerin vazgeçilmezidir. Sivil toplum örgütlenmeleri sosyal alandaki başta gelen örgütlenme biçimidir. Hukuksal alanda insan hakları, barolar ve vakıflar önem taşır. Ekonomik alanın esas örgütlenmesi ise kooperatifler, çalışma grupları ve birçok kamusal amaçlı ulaşım, ticari, mali ve sinai nitelikte olabilir. Sağlık ve eğitim halkın en çok çözümlenmesi gereken kamusal kurumlarıdır. Sanat ve sporun teşkilatlanması da halkın genel eğitimi açısından vazgeçilmez alanlardır. Köy düzeyinde muhtarlık ve ihtiyar heyetlerini devlet aracı olmaktan çok demokratik araçlar olarak örgütlemek gerekir. Her köy için bir 'halk kültür evi' zorunludur. Şehirlerde aynı biçimlerden ayrı olarak komünler en taban örgütler olarak anlam bulmalıdır. Yine şehir meclisleri vazgeçilmez bir kurumdur. Şehirlerarası belediye birlikleri bölgesel çaplı olarak anlamlıdır. Tüm bu kurumlar ve örgütlenmeler kendilerini en yüksek karar organı olarak 'Genel Halk Kongresinde' temsil edebilmelidir. Halk Kongreleri, demokratik konfederal sistemin yönetim modelini idare meclisleri aracılığıyla uygularlar.
Demokratik konfederalizm, karar alma ve politika belirleme mekanizması ile uygulama mekanizmalarını bir birinden ayırmayı esas alır.  Özü âdemi merkezileşme, özyeterlilik ve karşılıklı bağımlılıktan oluşan bir yönetim sistemi olmasıdır. Bu çerçevede konfederalizm  yerleşimler ve bölgeler arasında var olan  karşılıklı bağımlığı süreklileştiren idare meclisleri ağından oluşan bir sistemdir. Demokratik konfederalizmin yürütücüsü olan idare meclisleri idare kapsamına giren alana göre köy, kasaba ve büyük şehirlerin mahallelerinde karşılıklı ilişki tabanına dayanan meclisler tarafından  demokratik yollarla seçilirler ve bu meclislere karşı sorumludurlar. O meclisler tarafından belirlenen politikaları uygulamak, alınan kararları pratikleştirmekle görevlidirler. Kendileri politika belirlemez, karar almazlar. Kararların  ve politikaların uygulanmasında koordinasyonla yükümlüdürler.  Bu meclislerin üyeleri seçici meclisler tarafından görevden çekilebilirler. Demokratik konfederalizm sistemi, politikaların oluşturulması ile koordinasyonu ve uygulanması arasında kesin bir ayırım yapmaktadır.  Bu sistem yerel demokrasinin gelişkinliği, ademi merkezileşmenin düzeyi oranında uygulanabilir. Bir diğer uygulama zemini ekonominin konfedere biçime gelmesidir. Konfederal sistem, bir yerleşimde, bir kaç yerleşimi kapsayan bir alanda, geniş bir bölgede uygulanabileceği gibi birkaç bölgeyi ve  ülkeyi kapsayan alanda da uygulanabilir bir sistemdir. Konfedere sistem ile devletçi merkezi yönetim anlayışı arasıda büyük farklılık bulunması demokratik konfederal sistemin esprisidir,
Demokrasilerin eylem ve örgütleme biçimi de en az öz tanımlamaları kadar önemlidir. Amaç ve araç uyumu, birbirlerini karşılama dengesi doğru çözümlenmeden, demokrasilerde yol almak zordur.
Küresel kapitalizmin elindeki dev ekonomik, askeri ve bilimsel imkânlar göz önünde bulundurularak demokratik her tür yasal eylemlilik, yasalar eşit uygulanmadığında ve zorbalık rejimi esas alındığında örgütlü ayaklanmalar ve öz savunmaya dayalı gerilla savaşları karşı koyma yöntemleri olarak değerlendirilebilir.
Demokrasilerin eylem tarzını kavramadan, işleyişi geçerli kılmak güçtür. Eylemsiz demokrasi sessiz insan gibidir. Eylem demokrasinin dilidir. Halkın her hareketliliği, örgütlerin her faaliyeti bir eylemdir. Basitten karmaşığa doğru gösteri, toplantı, yürüyüş, seçim, miting, protesto, grev, şartları doğduğunda yasal direnme ve ayaklanmalara kadar eylemler dizisi yerinde ve zamanında sergilenmeden demokrasiler yürütülemez.  Halk ayaklanmaları ve savaşları ancak diğer tüm eylem biçimleri sonuç vermediğinde ve sorunlar köklü çözümsüzlük yaşadığında anlam kazanabilir. Her savaş ve ayaklanmanın amacı ayrılma değildir; tersine, daha çok demokratik bütünlüğe yol açmaktır." (Bir Halkı  Savunmak-A. Öcalan)
Demokratik-ekolojik toplum mücadelesini evrensel bir model olarak yine evrensel ittifaklar temelinde geliştirmek gereklidir. Bunun için dünyanın her yanında birbiriyle amaç birliği içindeki ekolojik grup ve hareketleri, ezilenlerin alternatif örgütlenmelerini, Dünya Sosyal Forumu benzeri alternatif girişimleri, feminist kadın hareketlerini, cinsiyet özgürlükçülüğünü savunan bütün grup ve bireyleri kapsayacak ilişki ve ortaklaşmayı geliştirmek önemlidir. Kongra Gel olarak hiyerarşik devletçi sistemlerin alternatifi ve halkların seçeneği olarak geliştirilmek istenen demokratik-ekolojik toplum kuruculuğunda zengin bir eylem ve ittifak politikası izlemek, sistem güçleri karşısında demokrasi mücadelesini başarılı geliştirmek için zorunludur.

   
© OVAMADOKUNMA