2. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

YÜRÜTMEYİ DURDURMA İSTEMLİDİR
DURUŞMA İSTEMLİDİR

 

 

 

Dosya No: 2007/179Esas
2007/581Karar

 

DAVACILAR  : TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası TMMOB Çevre Mühendisleri Odası

VEKİLİ          :Av. Mehmet HORUŞ Sağlık Sokak. No:13/9 Sıhhıye/ANKARA

DAVALI        :T.C.Çevre Ve Orman Bakanlığı  ANKARA

DAVA KONUSU     :Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Doğanlı Karahasan Köyü, Tomsuklu Mevkiinde kurulması planlanan “Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi Projesi” ile ilgili olarak T.C.Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen 01.06.2006 tarihli ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ OLUMLU kararının, çevre ve insan sağlığı açısından yaratacağı olumsuz etkiler nedeniyle geri alınması istemli yapılan 27.12.2006 tarihli başvurumuzu ret eden 12.01.2007 tarihli davalı bakanlık işleminin öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI, yargılama sonunda İPTALİ, yargılamanın DURUŞMALI yapılması ve sürelerin kısa süreler şeklinde verilmesi, tebligatların memur eliyle yapılması istemi hakkında

TALEP KONUSU  : Gaziantep 2.İdare Mahkemesi’nin 2007/179Esas ve 2007/581 Karar numaralı ve 05/06/2007 tarihli Dilekçe Red kararına uyularak yeniden düzenlenmiş dava dilekçemizin arz ve kabulü istemi hakkında

TEBLİĞ TARİHİ  :28.06.2007

AÇIKLAMALAR :

Sayın mahkemenizin 2007/179Esas sayılı dosyada 05/06/2007 tarihinde verdiği 2007/581 Karar numaralı Dilekçe Red kararında: “açılan davada, davacı odalar ile şahısların hak ve menfaatlerinde iştirak bulunmadığı, bu sebeple odalar ve şahıslar tarafından ayrı ayrı dilekçelerle dava açılması” gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle tarafımıza tanınan 30 günlük süre içerisinde sayın mahkemenizce verilen dilekçe red kararı doğrultusunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5.maddesine uygun şekilde düzenlenmiş dilekçemizi sunuyoruz.

I-DAVACILAR  :
Davacı TMMOB’a bağlı Odalar; 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yasası gereğince kurulan bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.

2 Aralık 2002 tarih ve 24954 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan TMMOB Ana Yönetmeliği’nin “Birliğin ve Bağlı Odaların Amaçları” başlıklı  3. Maddesinin (b) bendine göre; “…Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki etkinlikleri kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak” Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği(TMMOB) ve bağlı Odaların amaçları arasında sayılmıştır. Bu nedenle dava konusu işlem ile ilgili dava açma ehliyetleri vardır.

II-DAVA KONUSU İŞLEMDEKİ USUL VE YASAYA AYKIRILIKLAR
A. PAZARCIK-NARLI OVASI:
1-Ülkemizin doğal, tarihi, kültürel ve ekonomik zenginliğe sahip seçkin yörelerinden biri de Pazarcık-Narlı ovası’dır. Zengin ve sulak tarım toprakları ile pamuk, buğday, domates, karpuz, patates başta olmak üzere her türlü sebze ve meyve ekiminin yapıldığı, son yıllarda zeytinciliğin Avrupa Birliği’nden alınan teşviklerle hızla yaygınlaşmaya başladığı, Türkiye’nin toplam biber ihtiyacının %80’ninin karşılandığı bereketli topraklara sahiptir.

2-Yörede Hititler döneminden ve yine daha eski ve sonrası dönemlere ait diğer pek çok Anadolu Medeniyeti’nden kalma önemli miktarda tarihi zenginlik vardır. Derbent Kapısı olarak bilinen ve tarihte kervan yollarının giriş kapısı olarak kullanılmış yerde ve çevresinde bulunan onlarca tarihi mağara vardır. Halk arasında ‘kastel’ olarak tabir edilen, tarihte mezar ve su deposu olarak kullanıldığı düşünülen tarihi kalıntılara bolca rastlanmaktadır.

3-Pazarcık – Narlı ovası, verimlilik, yüzölçümü ve sulu tarım potansiyeli bakımından Türkiye’nin önemli tarım alanlarındandır. Narlı Beldesi, Aksu Çayı’nın da içinden aktığı bir ovanın ortasında yer almaktadır. Narlı Ovası’ndaki gerek yüzey ve gerekse yeraltı suyu kaynakları Maraş Ovası ve buradan da Ceyhan Irmağı’na boşalıyor ve bu sularda oluşacak her türlü kirlenme söz edilen havzaları da olumsuz etkileyecek bir kirlilik teşkil edecektir. Bölgede Kurulu Kartalkaya Barajı ve sulama sistemi Narlı Ovası’nın %90’dan fazlasında sulu tarım yapılmasını sağlamaktadır. Bu sayede bölgenin neredeyse tamamına yakın bölümü, 1. sınıf sulanabilir tarım alanı niteliği kazanmıştır. Kartalkaya sulama barajı aynı zamanda G.Antep şehir merkezinin içme suyunun önemli bir bölümünü karşılamaktadır.  Yörede aynı zamanda, 1.sınıf bir gayri sıhhi müessese niteliğinde ve KAYSİS projesinin yakınında Türkiye’nin en büyüğü olacak iki ayrı çimento fabrikası kurulmaktadır.

B-YER SEÇİMİ:
4-Dava konusu ÇED Olumlu Görüşü’nde belirtilen proje sahasının yeri ile Nihai ÇED Raporu’nda ve eklerinde belirtilen proje ile ilgili yerler farklıdır.

Davalı bakanlığın verdiği ÇED Olumlu görüşünde; kurulacak tesisin “Kahramanmaraş İli, Pazarcık İlçesi, Doğanlı Karahasan Köyü, Tomsuklu Mevkiinde”  olduğu belirtilmiştir. Fakat ÇED Raporu’nun 4.sayfasında yer alan Şekil 3’te proje sahasının Doğanlı Karahasan Köyü olmadığı açıkça görülmektedir.

Nihai ÇED Raporu’nun VI. numaralı ekinde sunulan Kahramanmaraş Valiliği İl Çevre Müdürlüğü tarafından verilen “Katı Atık Depo Alanı Yer Seçimi Komisyonu Rapor”unda: “katı atık depo sahası olarak, merkez ilçede Fituşağı ve Tomsuklu Karakolu arasında kalan ve askeri tatbikat sahası yanında bulunan 63 ha’lık bir sahanın tespiti yapılmıştır” denilmektedir.

Nihai ÇED Raporu’nun V. numaralı ekinde yer alan 25.11.2004 tarihli
Mahalli Çevre Kurulu Kararı’nda: “Pazarcık İlçesi Denizli Köyü Bölükçam Tepesi(Tomsuklu) Mevkiinin Katı Atık Depolama alanı olarak önerilmesinin Uygun olduğuna oy birliği ile karar verilmiştir”. Mahalli Çevre Kurulu Kararı’nın 2004 yılına ait olması bir yana, ÇED Olumlu görüşü verilen alanla Mahalli Çevre Kurulu Kararı’nda oy birliği ile uygun görülen alanın hiçbir alakası yoktur.

Nihai ÇED Raporu’nun VI numaralı ekinde ise; Bölükçam Tepesi’nden oldukça uzaktaki Arap Tepesi proje alanı olarak gösterilmektedir.
Tüm bunlar davalı bakanlığa sunulan ÇED Raporu’nun görevli, ilgili komisyon tarafından okunmadan olumlu görüş verildiğinin en açık kanıtıdır.

5-Davalı T.C. Çevre Ve Orman Bakanlığı’nın ÇED Olumlu kararında, Kahramanmaraş KAYSİS Projesi’nin Narlı yakınındaki Tomsuklu Mevkii olduğu anlaşılmaktadır.  Nihai ÇED Raporu’nda yer seçimi için değerlendirme yapıldığı iddia edilen 4 ayrı yer seçeneği, üstünkörü incelenmiştir. Bir takım avantaj ya da dezavantaj betimlemelerine değinilerek Tomsuklu mevkiinde, Denizli, Halkaçayırı ve Maksutuşağı köylerinin ortasında kalan Araptepe Bölgesi’nde, karar kılınmıştır.
Sadece Mahalli Çevre Kurulu’nun daha önce aldığı kararlara denk düşecek bir kurgu yaratılmakla yetinilmiştir. İl Mahalli Çevre Kurulu’nun(İMÇK) kararı Nihai ÇED Raporu ekindedir. İMÇK metni ile ÇED Raporu karşılaştırıldığında; ÇED Raporu’nda kullanılan ifadelerin bütününün İMÇK karar metninden aktarılmış olduğu görülecektir. Bu da gösteriyor ki; ÇED kapsamında yer seçimi ve bu konudaki seçenekler üzerine bir çalışma yapılmamıştır.

6-KAYSİS Projesi için yapılması gereken: Kahramanmaraş İli arazisinin bir KAYSİS’in gerektirdiği koşullar açısından taranması; örneğin, yeraltı suyu açısından elverişli alanların çıkartılması, kalan yerlerden yerleşim yerleri ve çevrelerindeki koruma bantlarının çıkartılması daha sonra kalan yerlerden koku emisyonundan etkilenebilecek yerlerin çıkartılması v.b. çalışmaların en sonunda kalan yerler üzerinde yer seçim alternatiflerinin değerlendirilmesi gereklidir. Böylesi bir mühendislik elemesinden sonra kalan yer seçeneklerinin ekonomik ve alternatif kullanımlar ve başka kullanımlar açısından irdelenmesi gerekirken bu yapılmamıştır. ÇED Olumlu görüşü verilen projede önce yer seçimi açısından belediyelerin önerdiği noktalar ortaya konulmuş, daha sonra bu seçilen yerlerin uygunluğu üzerinde tartışma yapılmıştır. 4 farklı yer düşünülmüş, oluşturulan kurullar da bunları yazışmalarla derlenen görüşler ve göz kararı ile elden geçirmiştir.

7-Her şey bir yana; ÇED Raporu’nda verilen rüzgar güllerinden de görülebileceği gibi, en sık karşılaşılan rüzgar yönü KB’dan, yani Kahramanmaraş’tan Narlı’ya doğru esmektedir. Bu durumda, başka yerlerden vazgeçerken değinilen koku emisyonunun Narlı ve çevre köylerini ve kuşkusuz kokuya neden olan gaz ve asılı maddelerin Narlı Ovası’nı, buradaki değerli yeraltı suyu kaynaklarını ve tarımsal zenginliği etkilemesinin önüne geçmek gerekirdi.
8-Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün uzun süreli gözlem sonuçlarına göre Kahramanmaraş’ta en sık esen rüzgarlar Kuzey ve Doğu-Güney-Doğu’dan esen rüzgarlardır. Maraş ve Narlı Ovaları’nın konumları ve biçimleri arasındaki fark göz önüne alındığında Narlı Ovası’nda baskın rüzgârın Kuzey-Doğu’dan olacağı; ancak, biraz yüksekte ise Doğu ve Güneydoğu’dan önemli ve sürekli esintilerin olacağı kesindir. Bu durumda, yapımına girişilmiş olan Katı Atık Tesisi’nin neden olacağı katı-sıvı gaz kirlenmelerinin, hava yoluyla yayılan mikropların ve sineklerin ovayı olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.
9-Kahramanmaraş KAYSİS’e ulaştırılacak atıkların 2007’de %84’ü ve 2032’de ise %89,9’u Kahramanmaraş’tan taşınacak. KAYSİS’in doğu ve güneydoğusundan taşınacak atık, toplamın yalnızca %7,8’idir. Oysa Narlı’ya 11,5 km uzaklıkta seçilen yerin Kahramanmaraş’a uzaklığı kuş uçuşu 30,5 km’dir. Seçilen yerin batı ya da kuzeybatıya kaydırılması her durumda kamu kaynaklarının akılcı ve tutumlu kullanımı açısından yerinde olacakken kamu kaynaklarının yanlış kullanılmasına sebep olunmuştur.

10- Yöre 1.Derece Deprem Bölgesidir. Yer seçiminden sorumlu heyet, tesisin göstermiş olduğu yer seçeneklerinden birini geçen fay hattından ötürü yatırım için uygunsuz olduğuna karar vermiştir. Ancak son olarak tespit edilen yer Doğu Anadolu fay hattı üzerindedir. Bu fay, Adıyaman- Gölbaşı’ndan gelen, Pazarcıktaki Kartalkaya Barajı’nın kuzeyinden devam edip tespit edilen bölgenin yaklaşık 1-2 km kuzeyinden geçen ve Afrika’ya kadar uzanan Türkiye’nin en tehlikeli ve aktif fayıdır. Hal böyle iken bu fayın bilinmiyor olması akla ve bilime aykırıdır. En azından söz konusu tutanakta imzası olan MTA temsilcisi Jeoloji Mühendisi’nin bilmediği düşünülemez. Bu da yer seçimi belirlenirken ÇED sürecine katılan kurumlardan alınan görüşlerin ne kadar gerçeği yansıttığı konusunda kuşku yaratmaktadır.

11-İster havadan, isterse yüzeysel akış ile olsun dava konusu işlemle kurulacak Katı Atık Yönetim Sistemi ile buradan çıkacak her türlü kirletici bileşen hemen doğusundaki Narlı Ovası’nın DSİ tarafından araştırılıp belgelenmiş olan zengin yeraltı suyu kaynaklarını tehdit edecektir. Ne ÇED Raporu’nda ve ne de ekindeki Hidrojeoloji Raporu’nda Narlı Havzası’nın yeraltı ve yerüstü su kaynaklarına değinilmemiştir. Yalnızca tesis alanının hidrojeolojisinin ele alınması ile yetinilmiştir. Bunun kabul edilmesi olanaksızdır. Çünkü seçilen alan da Narlı Akiferi’nin yakın beslenme alanında yer almaktadır.

C- KATI ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ, TIBBİ ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİ VE TEHLİKELİ ATIKLARIN KONTROLÜ YÖNETMELİKLİĞİ’NE AYKIRILIKLAR:

12- Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin Amaç maddesinde:
“Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı; her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı bir biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması, uzaklaştırılması ve benzeri faaliyetlerin yasaklanması, çevreyi olumsuz yönde etkileyebilecek olan tüketim maddelerinin idaresini belli bir disiplin altına alarak, havada, suda ve toprakta kalıcı etki gösteren kirleticilerin hayvan ve bitki nesillerini, doğal zenginlikleri ve ekolojik dengeyi bozmasının önlenmesi ile buna yönelik prensip, politika ve programların belirlenmesi, uygulanması ve geliştirilmesidir.” Temel amaç olarak belirtilmiştir.


Yine aynı yönetmeliğin “Katı Atık Depo Tesislerinin Yer Seçimi” başlıklı maddesinde:

“Madde 24- Evsel ve evsel nitelikli endüstriyel katı atıkları ve arıtma çamurlarını düzenli olarak depolamak amacıyla inşa edilen depo tesisleri, Bakanlık veya ilgili belediyeler tarafından içme suyu temin edilen ve edilecek olan yüzeysel su kaynaklarının korunması ile ilgili olarak çıkarılan yönetmeliklerde, çöp dökülmeyeceği ve depolanmayacağı belirtilen koruma alanlarında kurulamaz.

Depo tesisleri, en yakın yerleşim bölgesine uzaklığı 1000 metreden az olan yerlerde inşa edilemez. Ancak, depo tesislerinin çevresinde tepe, yığın ve ağaçlandırma gibi engeller varsa mahalli çevre kurullarının karar ve gerektiğinde Bakanlığın uygun görüşü ile bu mesafeden daha az olan yerlerde de ilgili belediye ve mahallin en büyük mülki amirliğince depo kurulmasına müsaade edilebilir.

Taşkın riskinin yüksek olduğu yerlerde, heyelan, çığ ve erozyon bölgelerinde, içme, sulama ve kullanma suyu temin edilen yeraltı suları koruma bölgelerine katı atık depo tesislerinin yapılmasına müsaade edilemez.

Bu alanlar işletmeye açıldıktan sonra iskana açılmayacak şekilde planlanır ve etraflarına bina yapılmasına müsaade edilemez.” Hükmü yer almaktadır.

13- Tıbbi Atıklarla ilgili alınması zorunlu olan lisanslar alınmamıştır.
Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği Madde 45- Tıbbi atık yakma ve düzenli depolama tesisi kurmak ve işletmek isteyen kişi, kurum ve kuruluşlar Bakanlıktan ön lisans ve lisans almak zorundadır. Bu tesisler için uygulanacak ön lisans ve lisans işlemlerinde Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde belirtilen esaslara uyulur

14-Proje alanı olarak seçilen Arap Tepesi, jeolojik olarak Gaziantep Formasyonu, ağırlık olarak da Hoya Formasyonu özellikleri taşımaktadır. MTA verilerinden açıkça görülebilecek sahaya ait bu özellikler incelendiğinde, Arap Tepesi’nde kurulacak tesisin yerinin karstik özellikler taşıdığı konusunda kuşku kalmayacaktır. ÇED Raporu’nda KAYSİS Projesi kapsamında kurulacak tesiste tıbbi atıkların da depolanacağı belirtilmiştir. Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin Düzenli depolama tesislerine yer seçimi izni verilmesi başlıklı 37. maddesinde: “Düzenli depolama tesislerinin; a) Karstik bölgelerde; içme, kullanma ve sulama suyu temin edilen yeraltı ve yer üstü suları koruma bölgelerinde; taşkın riskinin yüksek olduğu bölgelerde; heyelan, çığ ve erozyon bölgelerinde kurulmasına ve işletilmesine izin verilmez.” Hükmü dikkate alındığında ÇED Olumlu görüşü verilirken yapılan diğer bir yanlışlık ortaya çıkacaktır.

15-Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin Yerleşme Yasağı başlıklı 44.Maddesi’ne göre: “ Tıbbi atık yakma tesisleri ile düzenli depolama tesisleri imar planlarına işlenerek yerleşim bölgesi olmaması sağlanır. Depolama tesislerinin bulunduğu alanlar depo hizmet süresini doldurduktan sonra yirmi yıl süre ile denetlenir ve en az elli yıl süre ile iskana açılamaz.”

Tesisinin kurulacağı Arap Tepesi’nin en yakınında Maksutuşağı, Halkaçayırı ve Denizli Köyleri bulunmaktadır. ÇED Raporu içerisinde proje sahasının köylere uzaklığı ile ilgili de çelişik bilgiler vardır. Proje sahasının çevresindeki köylerin yerleşimleri proje sahasına doğru genişlemeye devam ettiği düşünülürse; KAYSİS projesi için verilen dava konusu ÇED Olumlu görüşünün kurulması planlanan tesisin çevresindeki köylülerin, mülkiyet haklarını kısıtlayıcı nitelikte olduğu görülecektir. Bu durum, Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmesi ile ek protokollerine açıkça aykırıdır.

16-Köy Kanuna göre yapılan köy tanımı, tespit edilen köy sınırları ile proje sahası ile çevredeki yerleşim yerleri arasındaki yasa ve yönetmeliklerin öngördüğü sağlık koruma bandı, toprak koruma mesafesi, çevre köylerin güncel imar ve mera durumları birlikte ele alındığında, Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde öngörülen 1.000 metrelik mesafe kriterine uyulmadığı görülecektir.

D-FLORA ve FAUNA:

17- ÇED Raporu’nun 50-53. sayfalarında Flora ve Fauna’ya ilişkin;
“Elde edilen sonuçlara göre faaliyet alanı içerisinde endemik, nadir ve nesli tehlikede olan türler bulunmamaktadır” (Nihai ÇED Raporu, sayfa:50.) ve “Yapılan incelemelere göre faaliyet sahası içerisinde endemik tür olmadığı belirlenmiştir. Proje alanı içerisinde nadir ve nesli tehlike altında olan faunanın bulunmadığı kaydedilmiştir.” (Nihai ÇED Raporu, saysa:52) ifadeleri yer almaktadır.

18- Oysa; kurulması planlanan tesis, Gavur Gölü, Andırın, Ahır Dağı ve Yeşilce Önemli Doğa Alanları(ÖDA)’nın tam ortasında ve kesiştiği bir noktada yer almaktadır. Bu belirttiğimiz doğa alanlarının içerisinde yaşayan pek çok endemik, hatta bazı tek endemik bitki ve hayvan türleri yaşamakta olup tek endemik türler için bu alanlar “Sıfır Yok Oluş” alanları olarak tanımlanmaktadır. ÖDA’lar, aynı zamanda geleceğin Natura 2000 alanlarıdır. Tüm Önemli Doğa Alanları, Avrupa Birliği’nin Kuşları Koruma Yönetmeliği(79/409/EEC) ile Habitatları Koruma Yönetmeliği(92/43/EEC) kapsamındadır. Ayrıca bu bölge Göçmen Kuşların göç rotasının son durağı üzerinde yer almaktadır. ÖDA’larda bulunan endemik türler Avrupa Birliği kriterlerine göre koruma altında olan türlerdir. Konuya ilişkin belgelerimizi dava dilekçemiz ekinde sunmuştuk. (Dava Dilekçesi Ek1: Onlar Ne Dedi adlı kitapçıktan alıntılar(sayfa 20-32), Dava Dilekçesi Ek2: Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları kitabından alıntılar, Dava Dilekçesi Ek3: Kuş Göçleriyle Türkiye adlı kitapçıktan alıntı(sayfa 9)

19-Yeşilce’yi Önemli Doğa Alanı yapan bitki türleriyse: Centaurea haussknechtii ve Echinops vaginatus. Hem bu iki bitki türü hem de tek nokta endemikleri olan Hesperis trullata, Corydalis henrikli, Satureja aintabensis bölgesel ölçekte nesli tehlike altında olan türler kategorisinde. Hesperis trullata, Corydalis henrikli, Satureja aintabensis adlı bitki türleri dünyada sadece ama sadece burada yaşıyor. Bu bitki türleri, tek nokta endemiğidir. Bu alan gittiğinde ve yok olduğunda; bu tür de gider, yok olur. Bu alan, bu türler için yaşamsal öneme sahiptir. Yeşilce, aynı zamanda Glaucopsyche alexis (Karagözlü mavi kelebek), Melanargia titea (Akdeniz melikesi), Polyommatus theresiae (Çokgözlü teresya) ve Pseudophilotes bavius (Bavius mavisi) kelebek türlerini de barındırıyor. Bu türler de bu alanı ÖDA yapan türlerden. Hepsinin nesli bölgesel ölçekte tehlike altındadır. Kuşlardan da Circaetus gallicus (Yılan kartalı), Emberiza cineracea (Boz kirazkuşu), Lanius collurio ( Kızıl sırtlı örümcekkuşu) ve Oenanthe xanthoprymna (Kızılca kuyrukkakan) bu alanı ÖDA yapıyor. Bu kuşların hepsi AB kriterlerine göre koruma altında olan türler.

20-Yeşilce Önemli Doğa Alanı, fıstık bahçeleri ile çevrili maki ve ardıç ormanlarını barındırıyor. Çok önemli ardıç toplulukları ve oldukça hassas bir canlı türü olan bazı özel kelebek türlerini de bu alan içinde bulunduruyor. Akdeniz ikliminin güneydoğuya ilerlediği örneklerinden birisidir. Çamın dışında ağırlıklı olarak ardıç ve meşelerden oluşuyor.

21-Nihai ÇED Raporu’na Pazarcık-Narlı Ovası’ndaki flora ve fauna ilgili sunulan listeler, tamamen Türkiye’deki mevcut literatür taranarak elde edilen listelerden alınmıştır. Ancak Türkiye’deki mevcut çalışmaların ve literatürün ÇED Raporlarına esas alınması ve bu tür yatırımlara izin verilirken referans alınması bilime aykırıdır.  Doğa Derneği’nin çalışmaları ve davalı bakanlığın önüne koyduğu projeler bu durumun en açık kanıtlarıdır. ÇED Raporu’ndaki flora ve faunaya ilişkin değerlendirmeler bu açıdan Türkiye’nin taraf olduğu gerek “Bern Yaban Hayatı Koruma Sözleşmesi”, gerek “1992 Rio Sözleşmesi” gerek “Paris Sözleşmesi” ve gerekse “Sulak alanların Korunması ve Göçmen Kuşların Güzergâhları Üzerinde Gerekli Koruma Tedbirlerinin alınması” Sözleşmelerine aykırıdır.

22-14 Şubat 1997 tarihinde TBMM tarafından onaylanarak 17 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne Göre:
Ülkemiz;
“Biyolojik çeşitlilik kaybının veya önemli ölçüde azalmasının nedenlerini kaynağında önceden tahmin etmenin, önlemenin ve bu nedenlerle mücadele etmenin yaşamsal önem taşıdığını kaydederek,  
Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azalması veya yok olması tehdidi söz konusu olduğunda, tam bir bilimsel kesinlik bulunmamasının, bu tehdidi önleyecek veya en aza indirgeyecek tedbirleri ertelemek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiğini de kaydederek,”
“Geleneksel yaşam tarzlarını kendinde somutlaştıran birçok yerli ve yerel topluluğun biyolojik kaynaklara geleneksel olarak yakından bağımlı olduğunu dikkate alan ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile bunun unsurlarının sürdürülebilir kullanımı bakımından anlamlı geleneksel bilgilerin, yeni yöntemlerin ve uygulamaların kullanımından doğacak yararları adil biçimde paylaşmanın arzu edildiğini de kabul ederek”   yükümlülük altına girmiştir.

23-Pazarcık-Narlı Ovası’nda Bulunan Türlerin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
“EK I” listede yer aldığı sözleşme incelendiğinde açıkça görülmektedir.

“Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi EK 1:
1. Sosyal, ekonomik, kültürel veya bilimsel öneme sahip; göçücü türlerin ihtiyaç duyduğu; yüksek oranda çeşitlilik içeren, çok sayıda endemik veya tehdit altında tür barındıran veya birçok yabani yaşam alanı ihtiva eden, temsil niteliğine sahip, özgün, veya önemli evrimsel ya da başka biyolojik proseslerle bağlantılı olan, ekosistemler ve yaşam ortamları;
2. Tehdit altında bulunan; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türlerin yabani akrabaları olan; tıbbi, tarımsal veya ekonomik değer sahibi; sosyal, bilimsel veya kültürel önem taşıyan; veya gösterge niteliğindeki türler gibi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusundaki araştırmalar için önem arz eden türler ve topluluklar;” sözleşmeye göre Türkiye’de koruma statüsüne sahiptir.
Tüm bu hususlar dava dilekçemiz ekinde sunduğumuz Ümraniye Çöplüğü ile ilgili Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi Devletin Pozitif yükümlülüğü kapsamındadır ve şu ana kadar gerekli envanter çalışmalarının Türkiye’deki resmi makamlarca yapılmamış olması ortaya çıkan eksikliklerin gerekçesi olamaz. (Dava Dilekçesi EK-4: Ümraniye Çöplüğü ile ilgili AHİM kararı)

E-HALKIN KATILIMI:

24-ÇED Yönetmeliği’nin 9. ve 14. maddelerinde öngörülen duyurular usulüne uygun yapılmamıştır. Nihai ÇED Raporu’nda Halkın Katılımı Toplantısı ile ilgili olarak toplantılara kimlerin katıldığına ilişkin bilgi yoktur. Davalı bakanlık sadece sunulan ÇED Raporu’ndaki Halkın Katılımı Toplantısı’na ilişkin yorumlara itibar etmiştir.

25-Halkın Katılımı toplantısı göstermelik bir şekilde yapılmıştır. Yöre halkı söz konusu projeye karşı tepkili ve infial halindedir. Sayın mahkemenizde dava konusu işlemle kurulmaya çalışılan KAYSİS projesi ile ilgili açılmış davalar vardır. Yörede bulunan köylerden Maksutuşağı, Çınarlı Köyü, Denizli Köyü, Alibeyuşağı, Halkaçayırı, Abbaslar Köyü, Yeniyurt(Fituşağı) Köyü muhtarları tarafından açılan davalar göz önüne alındığında halkın katılımı toplantısının usule uygun yapılmadığı yöre insanının bilgilendirilmediği, kaygılarının giderilmediği görülür.

26-Daha da önemlisi KAYSİS projesinin kurulacağı yer belediyesi Narlı Belediyesi’dir ve Narlı Belediyesi tarafından da dava konusu işlem aleyhine dava açılmıştır. Narlı Belediyesi, dava devam ederken KAYSİS projesi işletmecisi olan Belediyeler Birliği üyeliğinden de çekildiğini açıklamıştır. Dava konusu işleme karşı, proje sahipleri tarafından dahi dava açılması, bizzat proje sahipleri tarafından savunulamaz bir proje olduğunun göstergesidir.


F-TOPRAK VE ARAZİ DURUMU:

27- Yasa ve yönetmeliklerin açık hükmüne rağmen ÇED Raporu kapsamında yapılması zorunlu olan “TOPRAK KORUMA PROJESİ” yapılmamıştır.

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Madde 4: “ Devletin hüküm ve tasarrufu altında ve hazinenin özel mülkiyetinde olan araziler ile kamu kurumlarına, gerçek ve tüzel kişilere ait olan arazilerin mülkiyet hakkını kullanırken toprağın bitkisel üretim fonksiyonu, endüstriyel, sosyo-ekonomik ve ekolojik işlevlerinin tamamen, kısmen veya geçici olarak engellenmemesi amacıyla araziyi kullananlar bu kanunun öngördüğü tedbirleri almakla yükümlüdürler.”(…)
Toprakların korunması: Madde9:  “Arazi kullanımını gerektiren her türlü girişim ve yatırım sürecinde toprakların korunması, doğal ve yapay olaylar sonucu meydana gelen toprak kayıplarının önlenmesi; arazi kullanım plânları, tarımsal amaçlı arazi kullanım plân ve projeleri ile toprak koruma projelerinin uygulamaya konulması ile sağlanır.”

28- 5578 Sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile eklenen geçici 3.madde ile  "Geçici Madde 3 – 11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri ilgili idarelerce durdurulur.”
29-Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu Uygulama Yönetmeliği
Toprak koruma projelerinin hazırlanması Madde 12: “Toprak koruma projesine ihtiyaç olup olmadığına ve projenin içeriğine il müdürlükleri tarafından arazi ve/veya toprak etütleri yapılarak karar verilir. Kentsel yerleşim amaçlı imar planı bulunan yerler dışında zorunlu olarak kazı veya dolgu gerektiren herhangi bir arazi kullanım faaliyeti sonucu, toprak yapısının bozulması, drenajın engellenmesi, tuzlanma, alkalileşme, erozyon, heyelan ve benzeri nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulması söz konusu ise, araziyi kullananlar tarafından en az bir uzman ziraat mühendisi sorumluluğunda ilgili mühendislerce toprak koruma projesi hazırlanır, valilikçe uygun görülmesi halinde onaylanır ve uygulattırılır. Projeye ihtiyaç olup olmadığına karar verilmesinden bu konuda etüdü yapanlar ve araziyi kullananlar, projenin uygun olup olmadığından projeyi hazırlayanlar ve onaylayanlar, projenin uygulanmasından arazi sahipleri ve kullananlar sorumludur.”
30-Yasa ve yönetmeliklerin açık hükümlerine rağmen Nihai ÇED raporu EK:XIII’te Tarım İl Müdürlüğü’nden alınan yazı ile yetinilmiştir. Tarım İl Müdürlüğü ve yetkilileri aleyhine dava açma hakkımızı saklı tutuyoruz.

31-Medeni kanun madde 661;” Bir kimse mülkünü kullanırken, hele sınai işler yaparken komşusuna zarar verecek her türlü taşkınlıktan çekinmeye mecburdur. Özellikle zarar veren ve gayrimenkulün mevki ve mahiyetine ve mahalli örfe göre komşu arasında hoş görülebilecek dereceyi geçen gürültüler ve sarsıntılar yapmak ve duman ve kurum ve rahatsızlık veren sair toz, buğu ve koku çıkarmak yasaktır.”

32- 2872 SAYILI ÇEVRE KANUNU’NA AYKIRILIKLAR:
Tüm vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesi, ülkenin bitki ve hayvan varlığıyla, doğal ve tarihsel değerlerinin korunarak bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak, belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenleme amacıyla yasa koyucunun çıkardığı 2872 sayılı Çevre Kanunun tanımlar başlıklı 3. maddesinde:
“Çevre korunmasına ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkeler:
a) Çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi gerçek ve tüzel kişilerle vatandaşların görevi olup, bunlar bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.
b) Çevre korunmasına ve kirliliğine ilişkin karar ve önlemlerin alınması ve uygulanmasında; insan ve diğer canlı varlıkların sağlığının korunması, alınacak önlemlerin kalkınma çabalarına olumlu ve olumsuz etkileri ile fayda ve maliyetleri dikkate alınarak, kısa ve uzun vadeli değerlendirmelerin yapılması esastır.
c) Arazi ve kaynak kullanım kararlarını veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşlar, kalkınma çabalarını olumsuz yönde etkilememeyi dikkate alarak çevrenin korunması ve kirlenmemesi hedefini gözetirler.
d) Ekonomik faaliyetlerde ve üretim metodlarının tayininde çevre sorunlarının önlenmesi ve sınırlandırılması amacıyla en elverişli teknoloji ve yöntemler seçilir ve uygulanır olarak belirlenmiştir.” Şeklinde sayılmıştır.
G-SU KAYNAKLARI:
33- 2872 sayılı Çevre Kanunu’na dayanarak çıkartılan Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nin Amaç maddesinde; Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin her türlü kullanım amacıyla korunması,  en iyi biçimde kullanımının sağlanması ve su kirlenmesinin önlenmesi”  amaç olarak ortaya konulmuştur.

34-Yönetmeliğin İlkeler kısmında ise;

Madde 4 — Suların korunması ve kirlenmesinin önlenmesinde;
a) Su kirliliği kontrolu açısından her tür kirletici kaynağın bir izin belgesine bağlanması,
b) Evsel kaynaklı atıksular için, konuta giren temiz su miktarının atıksuya eşit olması,
c) Kıta içi yüzeysel suların, yeraltı sularının ve deniz sularının çeşitli kullanım amaçlarına göre sınıflandırılmasını sağlayacak su kalite kriterleri çerçevesinde su kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerin saptanması, su kaynaklarının en uygun kullanımlarının sağlanması çalışmalarını yapmak/yaptırmak ve alınacak tedbirlerin önceliklerinin belirlenmesi,
d) Atıksu miktarını ve atık sudaki atık konsantrasyonunu  en aza indirerek kirliliği kaynağında önleyecek teknoloji ile üretim yapılması,”  ilkelerine yer verilmiştir.

35-4856 sayılı Çevre Bakanlığının teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 1. maddesinde amaç; “Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun ve verimli şekilde kullanılması ve korunması ülkenin doğal bitki ve hayvan varlığı ve doğal zenginliklerin korunması, geliştirilmesi ve her türlü çevre kirliliğinin önlenmesi”  olarak sayılmıştır.

36-ÇED Raporu’nun 18.sayfasında: “Şu an itibariyle Kahramanmaraş’ta mevcut bir evsel atık su arıtma tesisi bulunmamaktadır. Bu yüzden düzenli depolama sonucu oluşan sızıntı suyunun arıtılması hususunda takip edilecek plan, oluşan sızıntı suyunun ön arıtmadan sonra tankerler vasıtasıyla Kahramanmaraş Belediyesi’nin kanalizasyon şebekesine verilmesi şeklindedir. Halen planlama aşamasındaki Kahramanmaraş Atık Su Arıtma Tesisi’nin 2008 yılına kadar bitirilmesi planlanmaktadır. Sızıntı suyu Ön Arıtma Tesisi çıkış suları, Kahramanmaraş merkez evsel atıksu arıtma tesisinin devreye gireceği 2008 tarihine kadar Çevre ve Orman bakanlığı’nın Su Kirliliği Kontrol yönetmeliği (ÇOB,2004) Tablo 20.6’da verilen Katı atık değerlendirme ve Bertaraf tesislerinin Alıcı ortama Deşarj standartlarını sağlayacaktır.” Denilmektedir. Ancak bütün bu beyanlar ve yukarıda alıntı yapılan yönetmelik hükümleri birlikte düşünüldüğünde alınması gereken “ Atık Su Deşarj İzni” alınmamıştır.

Emisyon izni alınmamıştır. Nihai ÇED Raporu’nun 19.sayfasında Depo Gazı Toplama ve Yakma Sistemi anlatılmış ve devamı sayfalarda da proje sırasında ortaya çıkacak metan gazı miktarları açıklanmıştır. Fakat bütün açıklamalarda satır aralarında gözlerimiz alınması zorunlu olan emisyon izinlerini aramıştır. Fakat yasa ve yönetmelik hükümlerine göre alınması zorunlu olan Emisyon İzinleri alınmamıştır.

37-Projenin ortasında yer aldığı ova, çanak şeklindedir. Bu da işletmeden kaynaklanan hava ile yayılacak emisyonların uzun süre dağılmadan ovanın üstünde birikmesine ve olağan etkisinin çok üzerinde bir etki doğurmasına yol açacaktır
38- Afet Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkındaki Yönetmelik, madde 5/1-2’de: “ Bu Yönetmelikte depreme dayanıklı bina tasarımının ana ilkesi; hafif şiddetteki depremlerde binalardaki yapısal ve yapısal olmayan sistem elemanlarının herhangi bir hasar görmemesi, orta şiddetteki depremlerde yapısal ve yapısal olmayan elemanlarda oluşabilecek hasarın onarılabilir düzeyde kalması, şiddetli depremlerde ise can kaybını önlemek amacı ile binaların kısmen veya tamamen göçmesinin önlenmesidir”“ şeklindedir. Dolayısıyla yapılacak katı atık tesisinin bu yönetmeliğe uygun olması sadece, deprem durumunda ortaya çıkacak can kayıplarını azaltacak tedbirlere ilişkin olup, çevre ve insan sağlığı ile ilgili alınan bir karar savunulurken deprem durumunda ortaya çıkması muhtemel can kayıplarının azaltılacağı taahhüdü üzerinden risk faktörlerinin azalacağını düşünmek mantıklı değildir.
39-Genel olarak söyleyecek olursak;
●Yer seçimi Nedeniyle,
●1.Dereceden Deprem Bölgesi Olması Nedeniyle,
●Koruma Altındaki Nesli Tükenme Tehlikesiyle Karşı Karşıya Olan Bitki ve Hayvanları Yok Edecek Olması Nedeniyle,
●Yöre Yurttaşlarının Görüş ve İradesinin Görmezden Gelinmesi Nedeniyle,
●ÇED’e Dayanak Oluşturan İzin ve Belgelerin Olmaması Nedeniyle,
●Yetki, Şekil, Sebep, Konu, Maksat Unsurlarından Başta Uluslararası Sözleşmeler Olmak Üzere, Usul ve Yasaya Aykırı Dava Konusu İşlemin İPTAL’i gerekmektedir.
III- ULUSLARARASI HUKUK:
Dava konusu işlemle Uluslararası Hukuk görmezden gelinmiştir. T.C.Anayasası madde; 90/son: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 5170 -7.5.2004 / m.7) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” demektedir. Türkiye’nin taraf olduğu ve aşağıda bir kısmına değindiğimiz uluslararası sözleşmelerin Türkiye’deki kamu otoritelerini de bağlayıcı olduğu hususuna Sayın Mahkemenizin dikkatini çekmek isteriz.

● AİHS 8.Madde Açısından:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin; “Özel Hayatın Ve Aile Hayatının Korunması” Başlıklı 8.Maddesine Göre:“Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.” Sözleşmenin bu hükmü, taraf devletlere birey-yurttaşların özel hayatlarına müdahale etmeme taahhüdünü içeren negatif yükümlülükler dışında, özel hayata ve aile hayatına etkin biçimde saygı gösterilmesinin doğasında olan pozitif yükümlülüklere de işaret eder. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Öneryıldız/Türkiye Kararında(Ek:5) Ümraniye çöplüğünde meydana gelen patlama sonucu meydana gelen olaylar ile ilgili baktığı davada, ortaya çıkan hak ihlallerini Sözleşmenin Yaşam Hakkı’nı düzenleyen 2.maddesi ile değerlendirirken, Devletin Pozitif Yükümlülüğü’ne sık sık atıf yapmıştır. Öneryıldız/Türkiye kararı incelendiğinde toplumun genel çıkarları ile bireyin çıkarları arasındaki adil dengeyi devletin gözetmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Devletin Pozitif Yükümlüğü, Çevre Hakkı’nın da içinde yer aldığı Üçüncü Kuşak Hakların genel bir özelliğidir. Bu nedenle dava konusu idari işlem tesis edilirken, ÇED Prosedürü kapsamında ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından alınması gereken ve dava konusu işlemde eksiklik ve sakatlığı hususlarına değindiğimiz izin ve görüşler bu açıdan değerlendirilmelidir. Devletin görev ve yetkisi kapsamındaki analizlerin, envanter çalışmalarının, etütlerin yapılmaması ya da eksik yapılması, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı ve T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm bakanlıkların ve bağlı yerel idarelerin kusurudur. Hiçbir ekonomik temelli meşru amaç, o ülkede hukuk devletini yok etmeye üstün tutulamaz. T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı, ÇED Olumlu kararı vererek devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmek bir yana, yöre yurttaşlarının fiziksel ve bedensel bütünlüklerini büyük bir riske atmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Lopez Ostra/İspanya Kararında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.maddesinin ihlal edilmiş sayılması için insan sağlığına gerçek bir zararın verilmiş olmasının şart olmadığını belirtmiştir. Çevre hukuku ve ÇED’in temel mantığı da bu yöndedir. Davalı idarenin dava konusu işleminin hukuka aykırı olduğunun kabul edilmesi için, insan sağlığının ve doğanın zarar görmesi beklenmemelidir. RİSK OLMASI YETERLİDİR. Nitekim ulusal mevzuat açısından düzenleme yetersiz de olsa, bu hususta uluslararası mevzuat paralelindedir. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin ‘Tanımlar ve Kısaltmalar’ başlıklı 4.Maddesinde:  ‘Etki: Bir projenin hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikler,” olarak tanımlanmıştır.

● Paris Şartı
T.C. Hükümeti, Paris Şartı’nın öngördüğü katılımcı demokrasinin tüm koşullarını yerine getirmeyi taahhüt etmiştir. Paris Şartından bazı alıntılar;  “demokrasinin temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü yatar.”  “Çevremizin korunması, ülkelerimizin paylaşması gereken bir sorumluluktur. “
“Hava, su ve toprakta sağlam bir ekolojik dengenin yeniden tesisi ve idamesi için çevremizi korumak ve geliştirmek maksadıyla çabalarımızı yoğunlaştırmayı taahhüt ederiz. “

● 1972 Stockholm Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı(Stockholm Deklarasyonu):
Madde 1:İnsanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır. Bu bakımdan; kayıtsızlık, ırk ayrımı, ayrımcılık, kolonial veya diğer biçimlerde baskı, yabancı hâkimiyetini destekleyen, sürekli kılan politikalar mahkûm edilmiştir ve terk edilmelidir.
Madde 2:Bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna dahil, özellikle de doğal eko sistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır.
● 1992 - Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Zirvesi Sonuç Deklarasyonu;
“16 Haziran 1972 Stockholm’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Deklarasyonu’nun teyid edilerek(…)”, “…İnsanlar, doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata layıktır.(…)Çevre konuları en iyi şekilde, ancak ilgili bütün vatandaşların katılımı ile yönetilir.Devletler, geniş çapta çevre bilgilendirmesi yaparak kamuoyu aydınlatılmasını ve katılımı gerçekleştirecek ve teşvik edecektir..”

● 1992 - BM-Rio-Gündem 21 Sözleşmesi ( 7.ci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile hükümeti bağlayıcı olduğu kabul edildi)  (R.G; 25/7/1995-22534 mük. sh.157) “… Hükümetler, iş çevreleri ve kalkınma kuruluşları, kalkınma projelerinin biyolojik çeşitlilik üzerine etkisinin nasıl değerlendirileceğini ve bu çeşitliliği kaybetmenin maliyetinin nasıl hesaplanacağını öğrenmelidirler. Önemli etkileri olabilecek projelerde, halkın geniş ölçüde katılmasıyla çevresel etki değerlendirmesi yapılmalıdır. (…) Kişiler, gruplar ve kuruluşlar, özellikle kendi toplumlarını etkileyebilecek çevre ve kalkınma kararlarını bilmeli ve bunlara katılmalıdır. İnsanlara kararlar hakkında bilgi vermek için, ulusal hükümetler, kişilerin çevre ve kalkınma konularıyla ilgili bütün bilgilere ulaşmasını sağlamalıdır. Bu bilgi, çevre üzerine önemli etkisi olan veya olabilecek olan üretim veya faaliyetleri ve çevre koruma önlemlerini içermelidir…”

● BERN Sözleşmesi;
Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi kısaca Bern Sözleşmesi Türkiye tarafından 9.1.1984 tarihinde onaylanmış, 20.02.1994 tarih ve 18318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu sözleşmenin 4 . maddesi’ne 1.fıkrasına göre “ Her Akit taraf, yabani flora ve fauna türlerinin yaşama ortamlarının, özellikle I ve II nolu ek listelerde belirtilenlerin ve yok olma tehlikesi altında bulunan doğal yaşama ortamlarının muhafazasını güvence altına almak üzere, uygun ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır” üçüncü fıkrasına göre “Akit taraflar, II ve III nolu ek listelerde belirtilen göçmen türler için önem taşıyan ve kışlama, toplanma, beslenme, üreme veya tüy değiştirme yönünden göç yollarına uygun ilişki konumunda bulunan sahaların korunmasına özel dikkat göstermeyi kabul ederler.”. 6.Maddesi’ne göre “ Her akit taraf, II no’lu ek listede belirtilen yabani fauna türlerinin özel olarak korunmasını güvence altına alacak ve gerekli yasal ve idari önlemleri alacaktır.” Bu madde de belirtilen önlemler arasında “ Üreme ve dinlenme yerlerine kasıtlı olarak zarar vermek veya buraları tahrip”’ in yasaklanması vardır.

IV-BERGAMA KARARI:
Ülkemizde açılan ve kamuoyu tarafından en fazla bilinen çevre davalarının Bergamalı yurttaşların açmış olduğu davalar olduğu konusunda kuşku yoktur. Halen Bergama’daki siyanürlü altın işletmesi ile ilgili açılmış davaların bir kısmı devam etmektedir. Fakat söz konusu siyanürlü altın işletmesi ile ilgili Danıştay 6.Dairesi’nin 1996/5477Esas ve 1997/2312Karar numaralı kararı davamız açısından da emsal teşkil etmektedir.( Dava Dilekçesi EK:5) Karar incelendiğinde;
“Belirli dengelerle varlığını sürdüren çevrede, sistemi oluşturan denge unsurlarının yitirilmesi halinde bozulmalar meydana gelecek ve bu bozulmalar üzerinde yabancı zehirlere yol açacak, çevre kirliliğini oluşturacaktır. İnsan yaşamının sağlıklı, dengeli ve bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. Çevrenin korunması insan yaşamı için vazgeçilmezdir. İnsanın doğal yaşamı için vazgeçilmezdir. İnsanın doğal yaşam temellerinin korunması ve geliştirilmesi için çevrenin önemi öncelik kazanmaktadır.(…) 
Doğa ve insan yaşamı üzerindeki bu risk faktörünün gerçekleşmesi olasılığı göz ardı edilmeksizin, faaliyet sonucu elde edilecek ekonomik değer bir tarafa bırakılarak kamu yararının insan yaşamı lehine değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Doğa ve insan yaşamı üzerindeki olumsuz yönde risk oluşturabilecek bu faaliyete ekonomik değeri düşünerek izin verilmesinde kamu yararının varlığından söz edilemez. (…)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu kurala bağlanmış, 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde de bu kanunun amacının bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal tarihsel zenginliklerinin korunarak, bu günkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli ve hukuki teknik esaslara göre düzenlemek olduğu belirtilmiştir. (…)
Çevre, doğal ve yapay unsurları içinde barındıran ve her türlü insan faaliyetinin yer aldığı belirli dengelerle varlığını sürdürmektedir. Sistemi oluşturan denge unsurlarının yitirilmesi halinde çevrede meydana gelecek bozulmaların canlılar üzerinde yıkıcı etkilere yol açacağı ve çevre kirliliğini oluşturacağı tabiidir. Canlı yaşamın en önemlisi olan insan yaşamının sağlıklı, dengeli bozulmamış bir çevrede sürdürülmesi esastır. İnsan yaşamının korunması bir öncelik olduğuna göre insanın doğal yaşam temelinin korunması ve geliştirilmesi gerekmekte ve çevrenin korunması insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olmaktadır. Bu durumda yukarıdaki saptamalardan hareketle dava konusu altın madeni işletme yönteminin yarattığı sakıncaların doğrudan ve dolaylı olarak insan yaşamı ile ilgili olması karşısında, belirtilen Anayasa ve yasa hükümleri de dikkate alınarak dava konusu idari işlemin yargısal denetiminde öncelikle kamu yararı ve bu kavramdaki önceliklerin irdelenmesi gerekmektedir.(…)

V-BİLİRKİŞİ SEÇİMİ;
Keşif yapılması veya dava dosyası üzerinden doğrudan bilirkişi incelemesi yapılması durumunda seçilecek Bilirkişi heyetine;
● Dava konusu işlemlerin uygulanacağı bölgenin köylerle ve beldelerle iç içe olduğu ve sulu tarımın yapıldığı da dikkate alınarak, oluşacak yapılaşma ile yapılacak katı atık tesisinin bölgenin toprak yapısına, tarımına etkilerinin değerlendirilmesi için Ziraat Mühendisliği dalından,
● Bölgenin birinci sınıf deprem bölgesi oluşu, toprak ve kaya yapısı, alanın karstik özelliği, yerkabuğu üzerinde doğuracağı etkilerinin ve yer seçimi konusunda yapılan tercihin incelenebilmesi için Jeoloji Mühendisliği dalından,
●Metan başta olmak üzere zararlı gazlar, havaya karışacağından Meteoroloji Mühendisliği dalından,
●  Dava konusu işlem yeraltı ve yer üstü sularına etkilerinin değerlendirilmesi için Hidrojeoloji Mühendisliği dalından,
● Yörede var olan endemik ve tek endemik türlerinin geleceği ile ilgili inceleme yapılabilmesi için Biyoloji bilim dalından,
●Mevcut faaliyet sonucu bölgede yaşayan insanları beden ve ruh sağlıklarına etkileri açısından değerlendirme yapılması için Halk Sağlığı Uzmanlığı dalından bilirkişiler seçilmesini talep ediyoruz.
VII-YÜRÜTMEYİ DURDURMA TALEBİ:
İhtiyat İlkesi:
Çevre Hukuku’na özgün rengini veren en temel ilkelerden biri İhtiyat İlkesidir. “Burada ispat yükünün, geleneksel şeklinden sıyrılarak, çevresel bozulmaya yol açabilecek faaliyete karşı çıkanlardan alınıp bu faaliyeti gerçekleştirmek isteyenlere, diğer bir deyişle çevresel kaynakları kullananlara yüklenmesi, yani yer değiştirmesi söz konusudur. Bu yer değiştirme, hukuki sorumluluğun ortaya çıkması aşamasından çok önce, faaliyetin yapılıp yapılmamasının koşulu olarak kendini gösterir. Çünkü bu önlemin kabul edildiği durumlarda, faaliyet ya da proje sahibi gerçekleştireceği faaliyetin çevresel açıdan önemli bir zarar yaratma riski taşımadığını ortaya koymakla yükümlüdür. Ancak bu takdirdedir ki faaliyette bulunmak için gereken izni alabilecektir.” (Çevre Hukuku. Nükhet Turgut:1998, Sayfa 329)
Her ne kadar ülkemizde ayrı bir çevre usul hukuku ve çevre davalarına münhasır olarak görevlendirilmiş özel görevli mahkemeler olmasa da ihtiyat ilkesi, Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği başta olmak üzere Türk Çevre Mevzuatı tarafından benimsenmiş bir ilkedir. Bu nedenle sayın mahkemenizin açılmış olan işbu davamızda yürütmeyi durdurma talebimizi incelerken, bu ilkeyi de nazara almasını talep ediyoruz.
Ülkemizde doğrudan Çevre Hukuku ilkelerine atıf yapılmasa da, çevre davasına konu olan maddi olayın özelliğinden hareket edilerek, Genel İdare Hukuku İlkelerine dayanarak verilmiş örnek mahkeme kararları da vardır. Nitekim, Erzurum 2.İdare Mahkemesi”nin Artvin-Cerattepe’de yürütülmesi planlanan madencilik faaliyeti ile ilgili ÇED Olumlu görüşünün iptali amacıyla Artvin Barosu tarafından açılmış 2005/611Esas sayılı davada yürütmeyi durdurma kararı verilirken;( Dava Dilekçesi EK:6) “Uyuşmazlığa konu olayın niteliğine ve dosyadaki mevcut bilgi ve belgelere göre dava konusu işlemin hukuka uygun olup olmadığı bu aşamada saptanamamakla birlikte, uygulanması halinde davacının maddi ve manevi yönden olumsuz olarak etkileneceği göz önüne alındığında, telafisi güç ve imkansız zararın doğacağı açık olduğundan, yürütmenin durdurulması isteminin davalı idarenin birinci savunması ve ara kararına yanıt alınıp yürütmenin durdurulması istemi hakkında yeniden karar verilinceye ya da cevap verme süresi geçirilinceye kadar KABULÜNE”  şeklinde karar verilerek dava konusu işlemin yürütülmesi derhal durdurulmuştur. Aynı kararda: “Zira işlemin icrasından sonra hukuka uygunluk denetimi yapılarak uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi suretiyle mahkemece verilen kararın artık uygulanma imkânı kalmayacaktır. Bu haliyle Anayasanın l25.maddesi ile tanınan yargısal denetimi engelleyecek nitelikteki idari uygulamaların Hukuk Devleti anlayışı ile bağdaştırılması da mümkün değildir.” Denilmek suretiyle dava açıldıktan hemen sonra verilen Yürütmeyi Durdurma kararının Anayasa’nın ve hukuk devleti ilkesinin gereği olduğunun altı çizilmiştir.

Özet olarak, dava konusu işlemin hukuka aykırılığı açıktır. Yukarıda açıklandığı gibi; Hukuk Devleti ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ve değiştirilemeyecek nitelikteki ilkelerindendir. Bu ilkenin İdare tarafından yok sayılması, Anayasa ile kurulmuş hukuk sistemini temelinden sarsarak, tüm yurttaşlarda hukuk güvenliği duygusunu ortadan kaldıracaktır.  Dava konusu işlemlerin uygulanması, karmaşa ve karışıklıklara yol açabilecek dolayısıyla, kamu düzenini ve güvenliğini bozabilecektir. Hukuka aykırı işlemin uygulanması halinde geri dönülmesi telafisi olanaksız zararların doğacağı kesindir. İşletmenin kuruluş faaliyetlerine başlanmıştır. Henüz işletme faaliyete geçmeden hazırlık aşamasında dahi yörede zararları uzun yıllar telafi edilemeyecek çevre zararları doğmuştur ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. İş makineleri harıl harıl çalışmakta, arazinin ve çevrenin doğal dokusu bozulmaktadır. Açıklanan olumsuz sonuçları önlemenin tek yolu, bu dava dosyasında derhal verilecek Yürütmeyi Durdurma Kararıdır.

2577 Sayılı Yasanın 27/2. maddesindeki her iki koşul da vardır. Bu nedenlerle; Sayın Mahkemenizin dava konusu işlem hakkında davalı İdarenin savunmasını almadan, teminatsız olarak YÜRÜTMEYİ DURDURMA kararı vermesini önemle diliyoruz.

HUKUKSAL NEDENLER :
● TC Anayasası’nın 56.Maddesindeki “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”
●  TC Anayasası’nın 90/son Maddesi; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 5170 -7.5.2004 / m.7) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
●  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
●  Paris Şartı
● 1972 Stockholm Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı(Stockholm Deklarasyonu):
● 1992 - Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Zirvesi Sonuç Deklarasyonu;
● 1992 - BM-Rio-Gündem 21 Sözleşmesi ( 7.ci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile hükümeti bağlayıcı olduğu kabul edildi)  (R.G; 25/7/1995-22534 mük. sh.157)
● BERN Sözleşmesi; Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi
●Medeni Yasa, Çevre Kanunu, ÇED Yönetmeliği, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, Tarım Arazilerinin  Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmeliği, Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği ve Sair Mevzuat

DELİLLER    : Dava dilekçemiz ekinde belirtilen
1) Nihai ÇED Raporu
2) Onlar Ne Dedi adlı kitaptan alıntılar(sayfa 20-32) 
3) Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları kitabından alıntılar
4) Kuş Göçleriyle Türkiye adlı kitapçıktan alıntı(sayfa 9)
5) Ümraniye Çöplüğü ile ilgili Öneryıldız/Türkiye AİHM kararı
6) Danıştay 6. Daire 1996/5477E. 1997/2312K. (13/05/1997)
7) Erzurum 2. İdare Mahkemesi 2005/611E. Yürütmeyi durdurma kararı 
II-SONUÇ:
Dava konusu işlem ile kurulması planlanan Katı Atık Depolama Tesisi, çöp sorununu çözen değil, kendisi çöp yaratan bir tesistir.
Çevrede yaşayan insanlar, Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi’nden yayılacak pis kokuların, sineklerin ve farelerin istilasına uğrayacaktır.

Depo gazı ve sızıntı sularının yaratacağı tehlikeler söz konusudur. Ümraniye Çöplüğü’nde meydana gelen patlamayı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin patlamada zarar görenler lehine verdiği yüz binlerce avroluk kararı halen hafızalardadır. Bu kararı dilekçemiz ekinde sayın mahkemenize sunuyoruz.

SONUÇ VE İSTEM   :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
●Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesi Doğanlı Karahasan Köyü, Tomsuklu Mevkiinde kurulması planlanan “Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi Projesi” ile ilgili olarak T.C.Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen 01.06.2006 tarihli ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ OLUMLU kararının, çevre ve insan sağlığı açısından yaratacağı olumsuz etkiler nedeniyle geri alınması talebimizi ret eden işleminin
●Dava konusu işlemin YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA,
●Yargılamanın DURUŞMALI yapılmasına,
●Yargılama sonunda dava konusu idari işlemin İPTALİNE,
●Yargılama Gideri ve vekâlet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılması yönünde karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz.09.07.2007


Davacılar
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
Vekili
Av. Mehmet HORUŞ

   
© OVAMADOKUNMA