(Bilal Üzüm)

Bilindiği gibi, çevre dendiğinde içinde yaşadığımız yeşil gezegen (Dünyamız) akla gelir, Bu doğrudur. Ama tamamı değildir. Bilimin açıklamalarında yalınız dünya değil, evrenin tümünde madde ve enerji olan bütün gök cisimlerin tamamı, birbiri ile ilişkilidir. Evrende hiçbir şey yok ki, evren yasalarının etkisinden kurtulmuş olup, kendi başına bağımsız hareket ediyor olsun. Bütün varlıklar birbirinden etkilenir ve çevresini etkilerler. Yalınız şu farkla, etkilemenin şiddeti, uzaklığın karesiyle doğru orantılıdır. Olumlu ya da bir olumsuz hareket, en yakınında bulunanı daha fazla etkiler, (istisnalar hariç), bu her zaman böyle olmuştur. Çevre, evimizden başlayarak köyümüz, kasabamız, ilçemiz, ilimiz, bütün olarak ülkemiz ve ülkemize komşu olan diğer ülkeler, nihayet bütün dünya bizim çevremiz sayılmak durumundadır. Yalınız bununla da sınırlı olmayıp, atmosferimiz ve atmosfer ötesi ay, Venüs, Merkür, Mars'a kadar olan uzay bölümü de bizim çevremizdir ve öyle anlaşılmalıdır.

 

Çünkü buralarda meydana gelecek her hangi bir olumsuzluk bizi de etkileyecektir. Örneğin emperyalizmin yıldızlar savaşı projelerinin yol açtığı, uzayda gözetleme uyduları, ajanlık yapan askeri araçlar, telekomünikasyon uyduları vb. birçok insan yapımı araç, gereç vardır. Bunların da belli bir ömrü vardır. Onlar işe yaramadığında gidip onları yakalayıp getirmek pahalı bir iştir. Ya devre dışı bırakılıp başıboş salınıyor, ya da bir füze yollanarak parçalanıp uzaya bırakılıyorlar. Bizde daha bu bilinç gelişmemiş, batılılar bunun ilerde başımıza dert açacak bir sorun olduğunu, çevre hareketlerinin bu ihtimali görmezlikten gelmemeleri gerektiğine işaret ederler. Bakın aklıma ne geliyor, bu içinde bulunduğumuz gözü dönmüş küresel sermaye düzeni, kazanç hırsı ile işleyemeyeceği cinayet yoktur. Atom santralleri harıl, harıl çalışıyorlar.

 

Önümüzdeki birkaç on yıl içinde Avrupa da 150 den fazla ve dünyada yüzlerce yeni atom santralleri gündemde, bunların belli bir ömürleri vardır. Bir zama n sonra her parçası bir radyasyon topu olarak bir yerlere atılmak gerekecek. Bilindiği gibi, radyasyon bilinen gelmiş, geçmiş en tehlikeli maddedir. Bu madde insan ve diğer canlılar üzerinde zararlı mutasyonlara yol açmaktadır. Işınları başta kanserojen olmak üzere birçok istenmeyen etki yapmaktadır. Atom santrallerinde ham madde olarak uranyum kullanılır. Atom numarası 92, kütle no 238, simgesi U dur. Yarım kg Uranyum da 11,000 kilovat saat enerji elde edilir. Bu madde insan aklının alamayacağı kadar güçlü ve yok edici bir niteliğe sahiptir. Bir fikir edinmek için 1945 de ABD tarafında Japonya nın Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan iki atom bombası anında yüz binlerce insanın ölümüne, yüz binlercesinin de sakat kalmasına ve halen o bölgede birçok sakat doğum olmaktadır. Okuyanlar bilir Nazım hikmetin önce saçlarım tutuştu adlı şiir'i, o cehennemi yaşayanları iyi anlatır. Bu uranyum'un neye kadir olduğu konusunda bir fikir verebilir.

 

Radyasyonlu atıkların saklanması oldukça masr aflıdır, amacı para kazanmak olan aç gözlü sermaye, kazanç getirmeyecek bir şeye para harcamaz da. 20 yıl 40 yıl neyse, santralı işletip kazancını yaptıktan sonra, o zehir toplarını ya denize atacak, ya gizlice bir vadiye, ya da, devlet tarafından istenmeyen bizim gibi zümrelerin tarlasına, bağına, gölüne, akarsuyuna, deresine, vadisine dökecektir. Tabi ki, kamuflaj layip, kılıfına uydurarak yapacaktır. Birdenbire Sanko nun, kipaşın, belediyelerimizin bizi sevmek için yarıştığı ve hediyelere boğmak istedikleri gibi. Çed, met diye bir senaryo yazılacak, bol hediyeli falan olmak kaydıyla. Ve bu yolla milyarlık masraflardan kurtulmayı deneyeceklerdir. Daha da kötüsü, atom denemeleri, yani dünya egemenliği peşinde koşan küresel beyler, imha silahlarını denemek isteyeceklerdir. Onun için de bir deneme sahasına ihtiyaçları olacaktır. Dünya iki kutuplu iken Abd nin navada çölünde sık aralıklarla deneme yaptığını duymayan kalmamıştır. Soğuk savaş sona erdikten sonra, bu konuda fazla bir ses işitilmiyor. Bu demek değildir ki, emperyalizm savaş makinesinden vaaz geçecektir. Biri yapmazsa diğeri yapacaktır. Bilinenler, başta ABD olmak üzere, İsrail, Hindistan, Rusya, Pakistan, Çin, kuzey Kore gibi ülkelerde adı geçen nükleer ve biyolojik silah üretimi yapılmaktadır.

 

Fransa, İngiltere gibi emperyalist ülkelerin bu gibi silahlardan mahrum olduklarını düşünmek saflık olur. İran ve Pakistan gibi dinci rejimlerin elinde bu silahların olması, en az emperyalistler kadar korkunç ve tehlikelidir. Bu silahları üreten bunları denemek isteyecektir. Bu güne kadar ıssız çöllerde, yeraltında, deniz diplerinde bu denemelerin yapıldığı sanılıyor. Halkın duyarlılığı artıkça bunların başka alanlar bulması gerekiyor. Bu da olsa, olsa uzayda erişebildikleri bir yerlerde olacaktır ki, buda atmosfere süratle etki yapacaktır, sanıyorum. Bu güne kadar öyle bir olayı duymadım, beklide olmuştur. Uzayın ve atmosferimizin emperyalist beylerin çöplüğü olmasına karşı, nasıl ki, savaşa karşı çıkmamız gerekiyorsa, ona da karşı çıkmamız gerekiyor.

 

TEMİZ BİR ÇEVRE NEDEN ÖNEMLİDİR

 

Önemlidir, çünkü doğadır, tabiattır. Her canlıyı yaratıp yaşatandır. Güzeldir, doğaldır. Havanın, suyun, güneşin ve toprağın, onların hayat verdiği canlı alemlerin yaşam sevdasıdır. Dünya var olduğu müddetçe, canlı varlıklar yaşadığı müddetçe çevre ve doğa korunmalı ve temiz tutulmalıdır. Çünkü yaşam kaynağı orasıdır.

 

Ekoloji, canlıların birbiriyle ve çevresiyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Canlıların içinde bulundukları hayat ortamını ve diğer canlılarla olan karşılıklı ilişkileri tanımlayan bilimdir. Ekosistem, organizmalar (canlı) insan, hayvan, bitki ve var oldukları halde göremediğimiz küçük canlılar ve cansız elementler birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdırlar. Karşılıklı madde alışverişi yapacak biçimde birbirini etkileyen organizmalarla, cansız maddelerin bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir. Ekosistem bireysel olandan değil, bütünden yola çıkar ve bütünü ilgilendirir. Bir alanda var olan bütün organizmalar ve cansız çevreleri ile olan bağını inceler. Misal, toprak, su, iklim, ışık gibi. Cansız elementler olmadan, bunlardan kaynaklanan Enerji ve besin döngüsü olmadan, ya da bozulduğunda sistem hemen etkilenir. Bütün deneyimlerden elde edilen sonuç, ekosistemlerin bozulmasını önlemek ve itina ile korumak, toplumun ve istisnasız her ferdin görevi olmalıdır.

 

Bilindiği gibi dünyadan ve hata evrende her şey birbiriyle ilişkilidir. Dünyamızı düşünürsek, canlıların var olması, hava, su, güneş ve toprağa ihtiyaç duyarlar. Bunlar olmadan canlının yaşaması düşünülemez. Bunlar var ama, biz bunları hor kullanıyorsak, toprağa gereğinden fazla su, ilaç veriyorsak, ya da ormanı kesip erozyona neden olursak. Havaya karbondioksit CO2, Nükleer atıklar, Uranyum, Radyum, kömür tozu gibi, suya atılan sanayi atıkları, diğer kimyasal atıklar, yalınız su ve toprak'ı değil, havayı da kirletirler. Dikkat edilmezse ayağımızın altındaki dalı kesmiş oluruz. Yıkmak, kirletmek kolaydır, fakat yapmak, yeniden eski duruma getirmek kolay değil, hata bazı şeyler var ki, onları yeniden eski duruma getirmek olanaksızdır. Örneğin havaya, suya karışmış zehirli maddeleri temizlemek imkansız gibi görünüyor. Zaten tehlike de burada başlar ve zincirleme her şeyi etkiler, kirli hava ısınmaya, ısınma kuraklığa, kuraklık orman ve besin maddelerinin kıtlığına, hastalık ve daha sonra çıkacak, canlı varlıkların zararına olacak illetlerin çoğalmasına neden olacaktır.

 

Bir canlı türünü yok ettiğimizde, onun yerine yeni bir canlı türünün oluşması için milyonlarca yıl gerekir. Öyleyse bu soykırımla aynı anlama gelir ki, buna hiç birimizin hakkı yoktur. Bunların tahribatını önlemek için, bilim'in gösterdiği yolda herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bana ne demek hakkına sahip değiliz. Herhangi bir olay bizden uzakta olabilir, yahut ta ilk etapta bize zararlı olmayabilir, ama zamanla bizi de etkileyeceğine şüphe yoktur. Canlı ve cansız varlıklardan oluşan ekosistemler yaşamın en temel sistemleridir. Suyu, havası, toprağı, güneşi, insanı, hayvanı, bitkisi, börtü böceği ile bir bütün oluşturur. Bu bir zincire benzer, bir halkası koptuğunda bütün zincirin zarar göreceğini, görevini layığı ile yapmayacağını, o zincirin geçmiş ile geleceği birbirine bağladığını, asla unutmamız gerektiği bilinci ile hareket etmek durumundayız. Doğanın yasası gereği, dünyada yaşayan tüm canlılar birbirlerini yiyerek beslenirler, bu dengeyi pek bozmaz. İnsan eli ile yapılan tahribatlar doğaya daha çok zarar verir. Doğanın kendine özgü bir dengesi, düzeni vardır. Aynı zamanda yaşam için kaynakları var ve bu kaynaklar sonsuz da değildir. Biz bu kaynakları ihtiyaca göre değil de, aklımıza estiği gibi kullanırsak, geleceğimizi tehlikeye atmış oluruz. Ayrıca, bilerek ya da bilmeyerek doğaya vereceğimiz bir zarar hepimizi etkileyecektir.

 

1949 yılında ABD'nin Kaliforniya eyaletinde Clear Lake adlı gölde yaşayan ve kimseye zarar vermeyen bir böcek türünü, ilgililer sırf turistler rahatsız oluyor diyerek yok etmek isterler ve suya DDD (DDT den daha az zararlı olan bir pestisid) sıkmaya başlarlar. 1949- 1952 yılları arasında yapılan ilaçlamalar sonucu DDD nin suda oranı milyonda 0,02 olarak ölçülür ve bu miktar çok küçük olduğu için kimse endişelenemez. Fakat göl ve çevresinde bizde dalgıç veya elmabaş diye bilinen kuşların birbiri ardı sıra ölmeleri, bilim insanlarını sıkı bir araştırmaya yöneltir. Çok geçmeden bu kuşların neden öldükleri ortaya çıkar. Şimdi sudaki oranı milyonda 0,02 olan DDD göldeki ilk besin basamağı olan Planktonlarda 5,3'e, Planktonlarla beslenen ufak balıklarda 10'a, bir üst basamaktaki balıklarda 1500' ve elmabaşlarda 1600 gibi öldürücü boyutlara çıkmıştır. DDD, DDT ye göre daha tesirsizdir. DDD yerine, DDT atılsaydı tahribat daha da büyük olacaktı. Demek ki, hava, su, toprak ve güneş canlıların besin maddesini oluşturan temel taşlardır.

 

Bunların tahrip edilmesine, kirletilmesine göz yumulmamalıdır. Dünyanın kaynaklarını tehdit eden iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, ormanların yok edilmesi, zehirli atıklar gibi bir çoğunun insan kaynaklı olduğu unutulmamalı. Olmaması gereken birçok olumsuzluğu bilerek, ya da bilmeyerek bizler neden olduk. Örneğin, yarını düşünmeden baltayı alan ağaçları kesti. Nerdeyse Anadolu çölleşecek duruma geldi. Bu biz insanların eseriydi. Şimdi de yeni orman dikerek hatamızı tamir etmeye çalışıyoruz. İnsanlar bilinçlendirilerek bu bir yere kadar tahribatı önleyebilir. Ama havayı ve suyu kirlettiğimizde, ne havayı, nede suyu temizlemeye gücümüz yetmez. Bütün denizlere arıtma yapamayacağımıza, tüm havayı filtrelemeyeceğimize göre, bunları kirletmemek ve kirletenlere de karşı mücadele etmek, her ferdin görevi olmalıdır.

 

Saygılar Bilal Üzüm. 28/04/ 2008

   
© OVAMADOKUNMA