Ekosistem, organizmalar (canlı) insan, hayvan, bitki ve var oldukları halde göremediğimiz küçük canlılar ve cansız elementler birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdırlar. Karşılıklı madde alışverişi yapacak biçimde birbirini etkileyen organizmalarla, cansız maddelerin bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir. Ekosistem bireysel olandan değil, bütünden yola çıkar ve bütünü ilgilendirir. Bir alanda var olan bütün organizmalar ve cansız çevreleri ile olan bağını inceler. Misal, toprak, su, iklim, ışık gibi. Cansız elementler olmadan, bunlardan kaynaklanan Enerji ve besin döngüsü olmadan, ya da bozulduğunda sistem hemen etkilenir. Bütün deneyimlerden elde edilen sonuç, ekosistemlerin bozulmasını önlemek ve itina ile korumak, toplumun ve istisnasız her ferdin görevi olmalıdır.

 

Bilindiği gibi dünyadan ve hata evrende her şey birbiriyle ilişkilidir. Dünyamızı düşünürsek, canlıların var olması, hava, su, güneş ve toprağa ihtiyaç duyarlar. Bunlar olmadan canlının yaşaması düşünülemez. Bunlar var ama, biz bunları hor kullanıyorsak, toprağa gereğinden fazla su, ilaç veriyorsak, ya da ormanı kesip erozyona neden olursak. Havaya karbondioksit CO2, Nükleer atıklar, Uranyum, Radyum, kömür tozu gibi, suya atılan sanayi atıkları, diğer kimyasal atıklar, yalınız su ve toprak’ı değil, havayı da kirletirler. Dikkat edilmezse ayağımızın altındaki dalı kesmiş oluruz. Yıkmak, kirletmek kolaydır, fakat yapmak, yeniden eski duruma getirmek kolay değil, hata bazı şeyler var ki, onları yeniden eski duruma getirmek olanaksızdır. Örneğin havaya, suya karışmış zehirli maddeleri temizlemek imkansız gibi görünüyor. Zaten tehlike de burada başlar ve zincirleme her şeyi etkiler, kirli hava ısınmaya, ısınma kuraklığa, kuraklık orman ve besin maddelerinin kıtlığına, hastalık ve daha sonra çıkacak, canlı varlıkların zararına olacak illetlerin çoğalmasına neden olacaktır. Bir canlı türünü yok ettiğimizde, onun yerine yeni bir canlı türünün oluşması için milyonlarca yıl gerekir. Öyleyse bu soykırımla aynı anlama gelir ki, buna hiç birimizin hakkı yoktur. Bunların tahribatını önlemek için, bilim’in gösterdiği yolda herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bana ne demek hakkına sahip değiliz. Herhangi bir olay bizden uzakta olabilir, yahut ta ilk etapta bize zararlı olmayabilir, ama zamanla bizi de etkileyeceğine şüphe yoktur. Canlı ve cansız varlıklardan oluşan ekosistemler yaşamın en temel sistemleridir. Suyu, havası, toprağı, güneşi, insanı, hayvanı, bitkisi, börtü böceği ile bir bütün oluşturur. Bu bir zincire benzer, bir halkası koptuğunda bütün zincirin zarar göreceğini, görevini layığı ile yapmayacağını, o zincirin geçmiş ile geleceği birbirine bağladığını, asla unutmamız gerektiği bilinci ile hareket etmek durumundayız.

Doğanın yasası gereği, dünyada yaşayan tüm canlılar birbirlerini yiyerek beslenirler, bu dengeyi pek bozmaz. İnsan eli ile yapılan tahribatlar doğaya daha çok zarar verir. Doğanın kendine özgü bir dengesi, düzeni vardır. Aynı zamanda yaşam için kaynakları var ve bu kaynaklar sonsuz da değildir. Biz bu kaynakları ihtiyaca göre değil de, aklımıza estiği gibi kullanırsak, geleceğimizi tehlikeye atmış oluruz. Ayrıca, bilerek ya da bilmeyerek doğaya vereceğimiz bir zarar hepimizi etkileyecektir.

1949 yılında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde Clear Lake adlı gölde yaşayan ve kimseye zarar vermeyen bir böcek türünü, ilgililer sırf turistler rahatsız oluyor diyerek yok etmek isterler ve suya DDD (DDT den daha az zararlı olan bir pestisid) sıkmaya başlarlar. 1949- 1952 yılları arasında yapılan ilaçlamalar sonucu DDD nin suda oranı milyonda 0,02 olarak ölçülür ve bu miktar çok küçük olduğu için kimse endişelenemez. Fakat göl ve çevresinde bizde dalgıç veya elmabaş diye bilinen kuşların birbiri ardı sıra ölmeleri, bilim insanlarını sıkı bir araştırmaya yöneltir. Çok geçmeden bu kuşların neden öldükleri ortaya çıkar. Şimdi sudaki oranı milyonda 0,02 olan DDD göldeki ilk besin basamağı olan Planktonlarda 5,3’e, Planktonlarla beslenen ufak balıklarda 10’a, bir üst basamaktaki balıklarda 1500’ ve elmabaşlarda 1600 gibi öldürücü boyutlara çıkmıştır. DDD, DDT ye göre daha tesirsizdir. DDD yerine, DDT atılsaydı tahribat daha da büyük olacaktı. Demek ki, hava, su, toprak ve güneş canlıların besin maddesini oluşturan temel taşlardır. Bunların tahrip edilmesine, kirletilmesine göz yumulmamalıdır. Dünyanın kaynaklarını tehdit eden iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, ormanların yok edilmesi, zehirli atıklar gibi bir çoğunun insan kaynaklı olduğu unutulmamalı. Olmaması gereken birçok olumsuzluğu bilerek, ya da bilmeyerek bizler neden olduk. Örneğin, yarını düşünmeden baltayı alan ağaçları kesti. Nerdeyse Anadolu çölleşecek duruma geldi. Bu biz insanların eseriydi. Şimdi de yeni orman dikerek hatamızı tamir etmeye çalışıyoruz. İnsanlar bilinçlendirilerek bu bir yere kadar tahribatı önleyebilir. Ama havayı ve suyu kirlettiğimizde, ne havayı, nede suyu temizlemeye gücümüz yetmez. Bütün denizlere arıtma yapamayacağımıza, tüm havayı filtrelemeyeceğimize göre, bunları kirletmemek ve kirletenlere de karşı mücadele etmek, her ferdin görevi olmalıdır.

Saygılar Bilal Üzüm. 28/04/ 2008

   
© OVAMADOKUNMA