11.07.2010

 

“Baraj Alanlarından Etkilenen Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması” ile ilgili 765 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararının iptali için Ekoloji Kolektifi, Mağara Araştırma Derneği ve Hasankeyf ve Dicle Vadisini Yaşatma Derneği tarafından dava açıldı. Baraj projeleri sonucunda Hasankeyf ve Allianoi gibi tarih ve kültür varlıklarının sular altında kalmasına yol açacak ilke kararına karşı açılan dava da, ilke kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talep edildi.

“Baraj Alanlarından Etkilenen Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması” ile ilgili 749 sayılı ilke kararının Danıştay 6. Dairesi’nin 2009/7251 E., 2009/7215 E. ve 2009/7466 E. sayılı kararları ile yürütmesinin durdurulması üzerine davalı Bakanlık tarafından 8 Mayıs 2010 tarih ve 27575 sayılı Resmi Gazete’de 765 sayıyla yayınlanan ilke kararına karşı açılan bu dava, aynı zamanda Hasankeyf ve Allianoi başta olmak üzere tüm baraj alanlarındaki tarih ve kültür varlıklarının korunması amacı taşıyor.

Dava konusu 765 sayılı ilke kararı daha önce bu konuda alınmış 717 ve 476 sayılı ilke kararlarının yargı kararlarıyla iptali üzerine alınmış bir karar olup, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı yargı kararlarını dolanarak baraj alanlarındaki kültür ve doğayı korumasız bırakıyor.

Barajların Önünü Açan İlke Kararları

Barajların önünü açan ilke kararları daha önce iki kez dava konusu edilmiş ve bu kararlar iptal edilmişti. “Baraj Alanlarından Etkilenen Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması” ile ilgili 04.10.2006 tarih ve 717 sayılı ilke kararının iptali istemiyle açılmış olan davada, Danıştay 6. Dairesi 2006/8266 E. ve 2008/8268 K. sayılı kararıyla, 2863 sayılı Kanunun ilgili hükümleri ile Koruma Bölge Kuruluna verilmiş olan yetkilerin Devlet Su İşleri’ne (DSİ) verilmesi suretiyle DSİ’nin bu alanlardaki taşınmaz kültür varlıklarını su altında bırakma kararı vermesi, bu kararı koruma bölge kuruluna bildirmesi ve koruma bölge kurulunun bu konuda bir proje seçmesinin istenmesini öngören ilke kararının 2. ve 3. maddelerinin 2863 sayılı Yasaya aykırı olduğundan iptaline karar vermişti. Danıştay, 4848 ve 2863 sayılı Yasaya göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda olan yetkinin, iptal edilen bu ilke kararı ile başka bir kuruma devredilmiş olmasını hukuka aykırı bulmuştu.

Bu iptal kararı üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 20.03.2009 tarih ve 749 sayılı ilke kararı alındı. Bu ilke kararında ise Danıştay’ın iptal kararının gerekçeleri dikkate alınmadan, DSİ yerine bu kez üniversitelerin ilgili bilim dallarındaki öğretim üyeleri ile yatırımcı kuruluş temsilcilerinden oluşan 5 kişilik bir komisyona yetki verildi. Barajın yapılacağı yeri tespit edip, koruma bölge kuruluna öneride bulunacak bu komisyonun önerisinin kabul edilmesi halinde Bakanlık ve ilgili kuruluşlar tarafından oluşturulacak bir Bilim Komisyonu uygulamayı belirleyecek ve çalışmaları inşaat tamamlanıncaya kadar sürdürecekti.

Bu ilke kararına karşı da dava açılmış ve 749 sayılı ilke kararı hakkında da Danıştay 6. Dairesi, 2009/7251 E. sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ilke kararında iki ayrı komisyonun öngörüldüğü, ilk komisyonun barajın arkeolojik sit alanlarının bulunduğu alanda yapılmasının kamu yararına olduğunun tespitini yaparak Koruma Kuruluna öneride bulunması ile görevinin biteceği, oluşturulan ikinci komisyonun ise (Bilim Komisyonu) ilk komisyonun bu önerisinin Kurul tarafından kabul edilmesiyle başlayıp inşaat tamamlanıncaya kadar süreceği, birbirinden ayrılmayacak kadar iç içe olan bu iki görev ve sorumluluğun iki ayrı komisyona verilmesinin bilimsel ve teknik olarak gerekliliği ortaya konulmadığı gibi bu durum işin ivedilikle tamamlanmasını engelleyeceğinden kamu yararına da uygun olmadığı yönündedir.”

Bu İlke Kararı Hasankeyf’i ve Allianoi’yi Korumuyor

Davacı ekoloji örgütleri, “her ne kadar 765 sayılı bu son ilke kararında, iki ayrı komisyon yerine tek bir komisyon (Bilim Komisyonu) oluşturulmak suretiyle Danıştay 6. Dairesi’nin 2009/7251 sayılı yürütmenin durdurulması kararının gerekçesi doğrultusunda bir karar alınmış gibi görünmekte ise de, 4848 ve 2863 sayılı Yasalara göre Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda olan yetkiler bu kez bir komisyona devredilmiştir.” İddiasında bulundu. Kararın hem bu yönüyle hem de kültür varlıkları ve sit alanlarının korunamamasına ve hatta yok olmasına yol açması nedeniyle Anayasaya, ilgili uluslararası sözleşme ve yasalar ile yargı kararlarına açıkça aykırı olup, iptal edilmesi gerektiği vurgulandı. Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarını ve arkeolojik sit alanlarını yerinde koruma, suya gömme ya da başka yere taşıma konularında bir komisyonun karar verici olması, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda olan yetkinin devri anlamını taşıyacağını belirtildiği açıklamada, böyle bir yetki devri Danıştay’ın yukarıda anılan kararlarına ve 2863 sayılı Yasa’ya aykırıdır, denildi.

Sular Altında Bırakma Koruma Değildir

765 Sayılı İlke kararının sonuna kadar barajların bir zorunluluk olarak vurgulanmasına dikkat çekilen açıklamada, ilke kararının daha giriş cümlesinde “Ülkemizdeki su kaynaklarının doğru ve yerinde kullanılması için yapımı zorunlu görülen baraj alanları içinde kalan taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının koruma ve kullanma koşulları ile ilgili olarak;” şeklinde bir düzenleme getirildiğinin altı çizilmiştir.

 

Yine ilke kararının 2. maddesi de “Barajın başka yerde yapımının zorunlu nedenlerle mümkün olmaması halinde” ifadesiyle başlayarak planlanan barajın korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu alanda yapılması halini düzenlediğini ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra ilke kararının 2. maddesi f bendinin 3. maddesi ise “Su altında bırakılmalarının zorunlu olduğu hallerde,” diye başlamaktadır. Açıklamada, “görüldüğü üzere 765 sayılı ilke kararı kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını değil, bu varlıkların herşeye rağmen baraj altında bırakılması anlayışıyla şekillenmektedir.” Denildi. Bu varlıkların baraj altında kalmasına kim tarafından, nasıl karar verileceğinin belirtilmemesinin; Arkeolojik sit alanlarındaki korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının baraj yapılması sebebiyle taşınması ya da su altında bırakılmasının 2863 sayılı Yasaya ve uluslar arası sözleşmelere göre “koruma” olmadığı da vurgulandı.

Hasankeyf ve Allianoi İçin Özel Düzenleme

İlke kararının özellikle 3. maddesi Hasankeyf ve Allianoi ile ilgili olduğunun belirtildiği açıklamada idare, baraj yapımına başlayabilir ve bu alanda baraj yapımına yönelik fiil durum yaratabilir denildi. Açıklamanın devamında, Böyle bir sürece girilmesi durumunda ise geriye sadece bu alanındaki kültür varlıklarının korunması için başka bir yere taşınması veya su altında bırakılmasına yönelik idari tasarrufların gerçekleştirilmesi süreci kalacaktır. Bunun sonucunda da bölgenin boşaltılması gerekecektir, denildi. Bu durumda da kültür varlıklarının yerinde korunmasına yönelik durum söz konusu olduğunda artık geriye dönüşü olmayan bir yola girilmiş olacaktır. Bu da ilke kararından beklenen amacın gerçekleştirmesini engelleyecektir. Yine ilke kararının 3. maddesinin devamında “Koruma bölge kurulu tarafından taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının bulunduğu alanlarda yapılan barajların tamamlanarak faaliyete geçmesinin uygun bulunması halinde, taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının korunmasına ilişkin önerilerin 2. maddenin (e) ve (f) bentlerindeki hükümler çerçevesinde Bilim Komisyonunun önerileri doğrultusunda hazırlanan projelerin değerlendirilmek üzere koruma bölge kuruluna sunulmasına, koruma bölge kurulunun alacağı karar doğrultusunda korumaya ilişkin uygulamaların ivedilikle gerçekleştirilmesine,” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bilindiği üzere koruma bilimi açısında yerinde koruma ve başka bir yere taşıyarak koruma uygulanan koruma araçlarıdır. 765 sayılı ilke kararı ise baraj yapımına koruma kurulu izin verdiği takdirde 2. maddeye göre korumanın yapılmasını uygun görmektedir. Buna göre koruma kurulları temel olarak, başka bir yere taşımaya yönelik karar vermekten başka bir karar alamayacaktır. Öyle ki eğer ki kültür varlığı yerinde korunması gereken bir varlık olsa bile, koruma kurulu bu bilimsel koruma yöntemlerini kullanamayacaktır. Buradan hareketle söylemek gerekir ki hukuk kuralı, bilimsel koruma anlayışlarından şunu ya da bunu koruma kuruluna dayatacak biçimde oluşturulamaz. Bilimsel koruma yaklaşımının hukuksal olarak gelişimi açısından, ilke kararı hem yerinde korumaya hem de taşınarak korumaya olanak tanıyacak biçimde olmalıdır. Oysaki baraj yapımına bir kez karar verildikten sonra, 2. maddeye atıfla koruma kurulunun vereceği karar, başka bir yere taşımakla sınırlı olacaktır.

Bilimsel yöntemin korumada ne olacağına karar vermek her nesnel duruma göre değişiklik gösterebilir. Bu durum gözetilmeden sadece baraj yapımını esas alan bir anlayış, bilimsel koruma yaklaşımlarından hangisini öncelikli olarak kullanılacağını koruma kurulunun karar vermesini olanaksız kılacaktır. Yetkinin koruma kuruluna verilmesi ve yasanın hükmü yerine getiriliyor gibi yapılsa da aslında, koruma kurulunun elini bağlayan biri ilke kararı aynı zamanda bilimsel bir korumanın önünde engeldir. İlke kararının 3. maddesi de bu nedenle açıkça hukuka aykırıdır.

Toki ve Kitle Turizmi İçin İlke Kararı

Hasankeyf bölgesinin kitle turizmi veya Toki projesi ile yıkıma daha fazla sürüklenmek istendiğinin hatırlatıldığı açıklamada, Toki’ye göl manzarası yaratmak için ilke kararı çıkartılamaz, bölge halkının geçim araçlarını geliştirecek kredi olanakları yaratmak yerine, kültürü ve doğayı sular altında bırakacak yeni bir sürgün projesinin bölgedeki ekolojik ve sosyo ekonomik ilişkileri alt üst edeceğinin vurgulandığı açıklama sonrasında, en kısa zamanda Hasankeyf’te koruma amaçlı imar planı yapılarak, bölgendeki halkın ekonomik ve sosyal olanaklarının geliştirilmesi için çalışmalara başlanılması gerektiğinin altı çizildi.

HASANKEYF’i YAŞATMA GİRİŞİMİ

EKOLOJİ KOLEKTİFİ,

MAĞARA ARAŞTIRMA DERNEĞİ,

   
© OVAMADOKUNMA