Ortadoğu ve Dünya halklarına,

İnsan dahil bütün canlı-cansız varlıkları ve bunlar arasındaki yaşamsal ilişkileri tehdit eden iktidar odaklı neoliberal sisteme karşı örgütlenen kişi, topluluk ve kurumlar olarak 29-30 Ocak 2011’de Ekoloji Forumu için Diyarbakır’da bir araya geldik. 17 oturum, 3 atölye, 4 film gösteriminden oluşan forum sonunda toplanan ‘Ekolojik Hareketler Asamblesi’nde bütüncül, aynı zamanda hayata ve dünyaya dokunan ilişki ağlarının örülmesi gerektiği sonucuna ulaştık. Forum sonucunda bütün Ortadoğu ve Dünya Halklarına çağrımız şudur: 

• Ekosistem üzerinde büyük tahribatlara neden olan kimyasal silahlar ile mayınların yasaklanması için toplumsal direnişin örgütlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye sınırlarındaki mayınlı arazilerin temizlenerek orada yaşayan köylülere devredilmesi ve doğal tarımsal alanlara dönüştürülmesi için direnilmelidir.

• GDO’lu ürünlere hayır demeye evimizden başlamalıyız. GDO’lu ürünlere karşı durup, cips, çocuk maması, ucuz tekstil almayarak başlayabiliriz. GDO’lu ürünlerin tüketiminin devamı demek çok yakın zamanda biyoçeşitliliğin tekleşmesi anlamına gelmektedir. Doğadaki biyoçeşitliliği korumak, GDO’lu ürünlerin kullanımını azaltmak ve kapitalizme olan bağımlılığı yok etmek için tohum (gen) bankalarının oluşturulması gerekmektedir.

• Gıda fiyatlarının artması, ürün kalitesinin düşmesi ve genel olarak yaşam şartlarının zorlaşması sonucu, özellikle kırsaldan şehre göç etmiş düşük gelir gruplarına dâhil, insanların gerek evlerinde gerekse mahallelerinde ihtiyaç duydukları besinlerin büyük bir kısmını üretmelerine yönelik teknikler geliştirilmelidir. Bu çerçevede, İnsanların kolektif olarak kendi mahallelerinde kullanılmayan yerleri sebze bahçelerine dönüştürmesi ve hep birlikte üretim çalışmaları yapmaları önerilmektedir.

• Günümüz teknolojisi tamamen kapitalist bir mantıkla ‘ ya büyü ya da öl ‘ demektedir. İnsanların doğa ile barışık yaşayabilmesi için doğa ile barışık teknoloji projelerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

• Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaşabilmesi için toplumda farkındalık yaratacak çalışmaların arttırılması, sürdürülebilir kentlerin yaratılması için topografik yapının doğru değerlendirilmesi ve iklim verileri dikkate alınarak yapıların tasarlanması, böylelikle enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Enerji ve doğal kaynakların tüketiminin sürekli arttığı günümüzde bilişim teknolojilerinin daha verimli kullanımının sağlanması için toplumda duyarlılık yaratılması gerekmektedir. Diyarbakır’da bulunan Güneşevi örneğinden yola çıkarak toplumun her kesimine, özellikle çocuklara yönelik yürütülen enerji ekoloji eğitimine, ekolojinin farklı alanlarındaki konuları da eklenerek yapılan çalışmalar desteklenmeli, geliştirmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.

• Ortadoğu’da bulunan yer altı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesi durdurulmalıdır. Bu kaynakları metalaştırmak adına yürütülen bütün anlaşma çatışma ve savaşlara karşı durulmalıdır.

• Mezopotamya’da, Ege’de, Karadeniz’de yapılan HES ve barajlarla halkların farklılıkları su ile eritilerek halklar asimile edilmekte, suyun ticarileştirilmesi ve uluslararası alanda suyun politik araç olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Yapılan barajlar, bölgenin sosyo- ekonomik düzeyine hiçbir katkıda bulunmamıştır. Bölgede yapılan ve yapılması planlanan yüzlerce baraj yarattığı göç dalgaları ile kentsel ve kırsal alanda sosyal sıkıntılar yaratmakta, doğayı ve ekosistemi tahrip etmekte, doğal, tarihi ve kültürel mirası yok etmektedir. Barajlardan sağlanan enerjinin büyük bir kısmı bölge dışına taşınmakta ve sömürge mantığı sürekli olarak üretilmektedir.

• Su berekettir, bolluktur, insanlar ve tüm canlılar için yaşam kaynağıdır. Doğası gereği geçtiği her yerde ortak kullanımları zorunlu kılar ve adaletli, eşitlikçi bir kullanımı gerektirir. Nüfus artışı, su kaynaklarının iyi yönetilmemesi, suyun kirlenmesi, iklim değişikliği, tüm canlılar için gerekli yaşamsal kaynağı olan suyu, daha değerli hale getirirken buna sahip olanların elinde her geçen gün siyasi, ekonomik ve kültürel olarak hegemonya kurmanın aracı haline dönüşmektedir.

• İsrail işgali altında yaşayan Filistinliler Ortadoğu’da su sorununu en fazla yaşayan halktırlar. Bu halkın suya erişimi kısıtlanarak tüm yaşam imkânları ortadan kaldırılmaktadır. Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşimlerden dolayı Filistin halkı temel su ihtiyacını karşılamak için bile mücadele etmektedir. İsrail, tarihi Filistin topraklarındaki yeni sömürgecilik pratiklerini su ve suyun kullanımı üzerinden sergilemektedir.İsrail, Filistin topraklarındaki işgale, ekolojik tahribata son vererek Filistin su kaynakları üzerindeki hegemonyasından vazgeçmeli, Filistin halkının suya erişimi önündeki tüm fiili ve yasal engelleri kaldırmalı, su kaynakları üzerindeki kontrolünü Filistin halkına karşı bir tehdit ve cezalandırma aracı olarak görme politikasına ve su kuyularının bombalanması gibi şiddet eylemlerine derhal son vermelidir.

• Ortadoğu’nun bir bütün olarak sömürgeleştirildiği göz önüne alınarak, doğrudan demokrasinin ilkeleri ile toplumların kendi yaşamlarını kolektif bir şekilde yaratabileceği vurgulanmış ve bunun için karar alıcı güçlerin uzmanlara, temsilcilere ve bürokratlara ihtiyacı olmadığı belirtilmiştir. Bu sayede Ortadoğu toplumlarının özgürleşmesinin yolu açılabilecektir.

• Kapitalist- modernitenin kadını doğadan koparması ve devletçi – iktidarcı düşünceyi empoze etmesi deşifre edilmeli, kadının ve doğanın haklarının olduğu ve bunun da anayasada güvenceye kavuşturulması gerekmektedir.

• Türkiye’de emek sömürüsünü en yoğun biçimde yaşayan kesimlerden biri olan mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları, 1990’larda neoliberal globalleşme politikaları ve zorunlu Kürt göçünün yarattığı mülksüzleşme (işsizleşme ve yoksullaşma biçiminde dışa vurmuştur) neticesinde daha da ağırlaşmıştır. Türk,Kürt,Gürcü vs.. her milliyetten tarım işçileri için adil bir ücret politikasının uygulanması temelinde sağlıklı bir tarım , iş/çalışma ve yaşam politikasının izlenmesi gerekmektedir. Kapitalizmin temel bir yansıması olan aracılık sistemi ortadan kaldırılmalı ve onun yarattığı bölünmüşlük ve örgütsüzlüğü önlemek için mevsimlik işçi dernekleri veya kooperatifleri kurulmalıdır.

• Militarizm ve şiddet ekosistemdeki bütün ilişkilenme tarzları göz önüne alınarak reddedilmelidir. Aile içi şiddet, ekonomik şiddet, doğaya karşı şiddet v.s. topyekûn aşılmalıdır.

• Dil, iletişim aracı olması itibariyle organik bir fenomendir. İnsanda olduğu gibi bütün canlıların iletişim dilleri vardır, dil doğayla bir bütündür ve buna karşı kurulan bütün engellemelere karşı mücadele edilmelidir.

 

Ortak sesimiz bizi çoğaltır, biz çoğalırız hayat çoğalır!

Özgür insan, özgür toplum, özgür doğa!

 

1 Şubat 2011

 

 

   
© OVAMADOKUNMA